Haldun Taner
(1915-1986) Yazar istanbul'da dogdu. Taner, hikaye ve tiyatro eserleri, makaleler ve fıkralar yazdı. Hikayelerinde genellikle büyük şehirlerdeki yozlaşmış tipleri, züppleleri, iki yüzlüleri anlatır. Canlı neşeli ve nükteli üslubu vardır. Tiyatro ve hikayelerinde gözleme dayalı hikaye ve tiyatrolarında mizah ve hiciv havası hakimdir.
Hikayeleri; Yaşasın demokrasi, Sancho'nun sabah yürüyüşü. Oyunları; Dışarıdakiler, Fazilet Eczanesi, Keşanlı Ali Destanı.
Halide Edip Adıvar
Adıvar'ı (1882-1964); Türk Roman tarihinde öne çıkan ve romancılığımızın önemli köşe taşlarından biri olmayı başarmış ilk kadın yazarımız olarak kabul edebiliriz. Çok sayıda eser vermiştir ve bu eserler, uzun bir döneme yayılmanın yanı sıra Adıvar'ın duyarlılığının etkisiyle de içerik açısından oldukça değişmiştir. Bu nedenle, eserlerini üç dönemde inceleyebiliriz.
Birinci grupta yer alan Seviye Talip (1910), Handan (1912), Kalp Ağrısı (1924) gibi eserlerinde; bireysellik, psikolojik aşk ön plandadır dar bir çerçeve içinde geçerler. II. Meşrutiyet döneminde bu tarz konuları ele alırken, Osmanlı'nın yaşadığı Balkan Savaşları, ardından I. Dünya Savaşı, Halide Edip'teki değişimleri hazırlayan ilk önemli olaylardır. Milli Mücadele ise, onun topluma bakışını ve romanlarının içeriğini oldukça değiştirmiştir.
Daha önceleri, aldığı eğitimin de etkisiyle, Amerikan ve İngiliz kültür yansımaları görülürken, şahit olduğu olaylar ( Anadolu'yu keşfeden aydın yazarlardandır; savaşı İstanbul'dan izlememiş, cephede hemşirelik gibi aktivitelerde bulunmuş, yazdıklarıyla geniş kitleleri uyandırmak istemiştir. Çeşitli mitinglerde konuşmuştur; en önemlisi Sultanahmet'tekidir ) onu adeta uyandırır, kadını sadece aşk vasıtası olarak algılamaktan vazgeçer, her anlamda mücadeleci kadını ele alır, gittiği yerlerdeki insanları, mekanı oldukça ayrıntılı verir.
Bu dönemi yansıtan eserleri Ateşten Gömlek (1922), Vurun Kahpeye (1923), İzmir'den Bursa'ya (hikaye,Yakup Kadri, Falih Rıfkı, Mehmet Asım ile birlikte, 1923), Dağa Çıkan Kurt'tur (hikaye,1922). Bu eserlerin edebi değerlerinin çok yüksek olduğu söylenemez; ama dönemi yansıtmaları bakımından önemlidirler. Savaştan sonra, siyasetle de ilgilenmiş, bu yüzden 1924-39 yılları arasında yurtdışında yaşamak durumunda kalmıştır.
Üçüncü aşamayı ise başlı başına Sinekli Bakkal (İng. Basımı; The Clown and His Daughter: Soytarı ve Kızı,1936) oluşturuyor diyebiliriz. Panaromik bir romandır ve II. Abdülhamit Dönemi'den Meşrutiyete kadar süreci ele alıp toplumdan bir kesimin hayatını yansıtır. Siyasal, dinsel, toplumsal, kültürel sorunlar iç içedir. Adıvar'ın ne tek taraflı, ne de tamamen duygusal bakışını görebiliriz bu romanda; 19. yy. gerçekçi romanı tekniğiyle, realist bir roman yazmıştır.
Geçmişe eskisi olumsuz bakmaz, onun bazı değerlerini benimseyip bugüne taşır ve bunları Batı Kültürü'yle harmanlayabilmenin örneklerini sergiler, bu onun aynı zamanda olgunluk dönemi düşünceleridir. Bu romanın devamı mahiyetinde Tatarcık'ı (1939) yazmıştır, Cumhuriyet döneminin gençlerini yansıtır.
Pek çok yazar gibi o da II. Dünya Savaşı'ndan etkilenmiştir ve bu dönemin İstanbul'unu Sonsuz Panayır (1946) adlı romanında anlatır.Öteki romanları ise şunlardır ve son romanlarını "devir" romanları olarak adlandırabiliriz: Yeni Turan (1913), Mev'ud Hüküm (1918), Son Eseri (1919), Raik'in Annesi (1924), Zeyno'nun Oğlu (1928), Yol Palas Cinayeti (1937), Döner Ayna (1954), Akile Hanım Sokağı (1958), Hayat Parçaları (1963), Sevda Sokağı Komedyası (1971), Çaresaz (1972), Krim Usta'nın Oğlu (1974), Heyula (1974).
Öbür hikayeleri: Harap Mabetler (1911), Kubbede Kalan Hoş Seda (1974). Bunların yanında Adıvar, Mor Salkımlı Ev (orjinali: Memories of Halide Edip-1926, (1963) ve Türk'ün Ateşle İmtihanı (orjinali: The Turkish Ordeal-1928, (1962) adlı yapıtlarında anılarını toplamıştır.
Halit Ziya Uşaklıgil
Türk romancısı ve yazarıdır (1866-1945). Halit Ziya Uşaklıgil, ilk gerçek Türk romancısıdır. Tanzimat döneminde Fransız edebiyatının çevirisi ve taklidi olarak başlayan Türk romancılığı, acemilik döneminden onunla kurtuldu.
İstanbul'da dünyaya gelen Uşaklıgil, Türk ve Fransız okullarında öğrenim gördü. Fransızca'dan çeviriler yaparak genç yaşta yazı hayatına atıldı. İki arkadaşıyla birlikte İzmir'de Nevruz adlı bir dergi çıkarmağa başladı (1884). İki yıl sonra, bir arkadaşıyla Hizmet adlı günlük bir gazete kurdu (1886).
İlk hikâye ve romanlarını bu gazetede yayımladı. 1893'te İstanbul'a gelerek Reji Îdaresi'nde kâtip oldu. 1896'da edebiyatı cedide topluluğuna katıldı. Meşrutiyet'ten sonra Dârülfünun'da (üniversite) batı edebiyatı dersleri okuttu, bir ara sarayda mabeyn başkâtipliği yaptı, sonra gene üniversitedeki görevine döndü.
Sanatı ve Eserleri
H. Z. Uşaklıgil'in romanlarındaki gelişme, romantizmden gerçekçiliğe doğru bir çizgi izler. Yazar Fransız edebiyatı yoluyla batı gerçekçiliğini kavramış, konularını gözleme dayanarak ve kişileriyle olaylar arasında psikolojik açıdan tam bir bağıntı gözeterek tarafsız bir tutumla işlemiştir. Ama onun gerçekçiliği toplumsal bir gerçekçilik değildir.
O genellikle kişisel mutluluk, özellikle de aşk konusu üzerinde durmuş, bütün romanlarında bunları işlemiştir. İlk romanlarında evlilikten önceki romantik aşk ve hayal kırıklıklarını, daha sonraki olgun romanlarında yasak aşk, cinsel tutkular ve gerçek yaşamda görülen evlilik sorunlarını ele almış ve gerçekçi bir yöntemle deşmiştir.
Gerçek bir romancı olmasına rağmen yazarın dili ve üslûbu çok süslü ve ağdalıdır. Yazar, halkın anlayamadığı bu dili romanlarının yeni basımı sırasında sadeleştirmek gereğini duymuştur.
Başlıca Eserleri
Roman: Nemide, Ferdi ve Şürekâsı, Mai ve Siyah, Aşkı Memnu, Kırık Hayatlar.
Hikâye: Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Bir Si'ri Hayal, Bir Hikâye-i Sevda, Aşka Dair, Kadın Pençesi.
Anı: Kırk Yıl, Saray ve ötesi, Bir Acı Hikaye, Sanata Dair.
Mai ve Siyah ve Aşkı Memnu
Mai ve Siyah'ın (1879) önemi, edebiyatı cedide akımının sanat anlayışını yansıtan ilk eserlerden biri olmasından gelir. Eser, istibdat döneminde baskı yönetiminin aydın orta sınıf üzerindeki etkilerini konu edinmiştir. Uşaklıgil'in en önemli romanı olan Aşkı Memnu (Yasak Aşk), İstanbullu bir ailenin yasak aşk yüzünden uğradığı felâketleri anlatır.
Honore de Balsac
Fransız yazarı (1799-1850).
1799 yılında Tours şehrinde doğan Honore, 1815'te ailesiyle birlikte Paris'e geldi. Annesi ve babası oğullarının noter olmasını istiyorlardı, ama onun gözü yükseklerdeydi, yazar olmayı ve büyük paralar kazanmayı hayal ediyordu.
Balzac beceriksiz birkaç edebiyat denemesinden sonra, başarısızlıkla sonuçlanan işlere girişip borçlandı. Sürekli para sıkıntısının baskısıyla ve büyük bir coşkuyla roman üstüne roman yazmağa koyuldu. Hep evine kapanır, pek seyrek dışarı çıkardı. Akşam altıda yatar, kendisini geceyarısı uyandırmalarını tembih eder ve ertesi akşama kadar durmadan yazardı. Balzac böyle bazen günlerce, bazen haftalarca, kahve üstüne kahve içerek ve sabahlığına bürünerek çalışırdı.
Ve günün birinde, yirmi yıldır sevdiği Madam Hanska ile evlendikten kısa bir süre sonra, bu yoğun çalışmanın verdiği yorgunluktan bitkin düşerek öldü. Victor Hugo'nun belirttiği gibi, «aynı gün hem mezara girdi, hem üne kavuştu.»
İNSANLIK KOMEDİSİ
Gözlem yeteneğine ve çok geniş bir hayal gücüne sahip olan Balzac, bize büyük eserler bırakmış (85 roman) ve onları şöyle tanımlamıştır: «Bütün toplumun hikâyesini anlatmağa giriştim. Çoğu zaman planımı şu tek cümleyle dile getirdim: dört-beş bin sivri kişisi bulunan bir kuşak. İşte bu dram, benim kitabımdır».
Balzac, çok çeşitli ve değişik insanlara rastlamış ve onların bütün davranışlarını derin bir anlayışla incelemiş, iyice belirlenmiş kişilerin birbiriyle karşılaştığı coşkulu bir dünya yaratmakta da bu gözlemlerinden yararlanmıştır. Bu kişiler arasında soylu ve hırslı genç Rastignac; açgözlü tefeci Gobsek; kaçak kürek mahkûmu Vautrin; cimri baba Grandet ve müşfik Ursule Mirouet'yi görüyoruz. Bir hikâyeden ötekine, ortaya çıkan bu kahramanlar aracılığıyla Balzac, eserinin genel adı olan İnsanlık Komedisi'ni yaratır. Onun anlattıkları, Fransa'da görünüşte parlak, ama yozlaşmaya yüz tutmuş bir soylu sınıfının, cimri, gözünü para hırsı bürümüş bir burjuva sınıfıyla yan yana yaşadığı Restorasyon Dönemi toplumunun ilgi çekici canlılıkta bir portresidir. Bu hayal âlemi, merak uyandırıcı entrikalarla kum gibi kaynar ve genişliğiyle, gerçekliğiyle okuyucuyu âdeta büyüler.
«Goriot Baba» adlı roman için çizilmiş bir resme göre, Rastignac. «Paris Hayatından Sahneler» dizisinin kahramanı olan Rastignac, Restorasyon Dönemi'nde taşradan Paris'e gelmiş bir ikbal avcısının macerasını canlandırır.
«Yazı sanatının pranga mahkûmu» denilen Balzac'ın Nadar tarafından çekilmiş bir fotoğrafı.
Hüseyin Rahmi Gürpınar
Gerçekçi Türk romancısıdır (1864-1944). Osmanlı paşalarından Mehmet Sait Paşa'nın oğludur. Annesi küçük yaşta öldüğü için anneannesinin İstanbul'daki konağında eski geleneklere uygun bir hava içinde büyüdü. Mahalle okulunu ve Mahmudiye Rüştiyesi'ni (ortaokul) bitirdi. Özel olarak Fransızca öğrendi.
Öğrenimine bir süre daha devam ettiyse de sağlık nedeniyle okuldan ayrılmak zorunda kaldı. İkinci Meşrutiyet'e kadar çeşitli dairelerde memurluk yaptı. Ondan sonra ömrünün sonuna kadar yazarlıkla geçindi. Bu arada iki dönem de milletvekilliği yaptı (1936-1943). Son otuz yılı Heybeliada'daki köşkünde geçti. Burada tek başına bir bekâr hayatı yaşadı.
Sanatı
Hüseyin Rahmi Gürpınar ilk romanını 1888'de yayımladı ve ölünceye kadar yazdığı eserlerin sayısı 50'yi buldu. Bunun 37'si roman, bir kısmı hikâye, 4'ü tiyatro eseridir. Romancı, gençliğinde gerçekçi akımı benimsemiş ve edindiği ilkeleri bütün eserlerine uygulamıştır.
Hepsi aynı değerde olmayan eserlerinin ortak yönü toplumun bir aynası olmasıdır. Gürpınar, yenilikler, yeni yaşam koşulları ve kuralları yüzünden sarsılan Osmanlı toplum düzenini hem halk tabakaları içinde, hem Osmanlı konaklarında ele alıp işler.
Eserlerinin bir yönü de yoksul çevrelerin kadın yaşamını dile getirmesi, onların çilesini işlemesidir. İffet, Tesadüf, Nimetşinas, Sevda Peşinde v.b. buna örnektir.
Gürpınar'ın eserlerinin bir başka niteliği toplumsal bir yergi taşımasıdır. Bu yüzden bazen şiddetli tepkilerle de karşılaşmıştır. Eski İstanbul yaşamının geleneklerini yansıtan belge değerindeki eserlerinde ince bir mizah da göze çarpar. Roman tekniği yalınkat da olsa gözlemleri kuvvetli, canlandırdığı tipler renkli ve konuşmalar içtenliklidir. Eserlerinde halk deyimleri geniş yer tutar.
Başlıca Eserleri
İllet, Mürebbiye, Tesadüf, Nimetşinas, Kuyruklu Yıldız Altında Bir izdivaç, Hazan Bülbülü, Hakka Sığındık, Billur Kalp, Utanmaz Adam.


