Reklam


Turkyildiz.com - Program indir, film download, program download, oyun download, uydu, türksat » • Tarih, Kültür, Sanat ve Edebiyat • » Ödev Arşivi » Güzel Sanatlar » Sanat ve Türkiye- geniş ödev

Tags:

Yanıtla
Eski 16-11-2008   #1 (permalink)
SİTE SAHİBİ
 
ares.42 kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jan 2007
Mesaj: 7,224

Rep Gücü: 17814
Rep Puanı: 10566
Seviye: ares.42 has a reputation beyond repute ares.42 has a reputation beyond repute ares.42 has a reputation beyond repute ares.42 has a reputation beyond repute ares.42 has a reputation beyond repute ares.42 has a reputation beyond repute ares.42 has a reputation beyond repute ares.42 has a reputation beyond repute ares.42 has a reputation beyond repute ares.42 has a reputation beyond repute ares.42 has a reputation beyond repute

Ettiği Teşekkür: 17
37 Mesajına 44 Teşekkür Aldı
1 Sanat ve Türkiye- geniş ödev

GİRİŞ

Batının Osmanlı Devleti karşısında güçlenmesi Osmanlı’ların bazı alanlarda yenilik yapma sonucunu doğurmuştur. Batıya sanatçılar gönderilmiş, resmimizde olmayan yeni teknikler alınmış ve benimsenmeye başlanılmıştır. Türk resmi de yavaş yavaş kişilik kazanma çabasına girmiştir.
Çağdaş resim sanatımızın dünden bugüne uzanan kesintisiz bir gelişmenin ve etkinliklerin zincirini oluşturmuşlardır. Cumhuriyet öncesine bağlanan olaylar, cumhuriyet sonrasının da kısa aralıklı dönüşümleri ve birikimleri söz konusu haline gelmiştir. Çağdaş Türk resminin gelişmesinde Batının da ne kadar çok etkili olduğunu unutmamak gerekir. Batıdan alınan etkilerle malzeme, teknik ve biçim değişmeleri, Türk resim sanatına yansıyan modern eğitimler, bu etkenin ürünü sayılmıştır. Çağdaşlaşma süreci içinde Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılarak Cumhuriyet devletinin kurulması ile Türk resminde açılma söz konusu olmuştur.
Cumhuriyet döneminin ilk sanatçı topluluğu 1929’da kurulan Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar birliğidir. Bu ressamların da ülkeye yeni sanat biçimleri getirmiştir. 1933 yılında “D” grubu izler. Bu grup empresyonizmi reddetmek ve kompozisyonu kübist ve konstrükiuisit akımlardan esinlenerek sağlam bir desen ortaya çıkarmaktır. Yeni bu grubu “Yeniler” ve “On”lar grubu izler.
1950’ye kadar egemen olan figürlü anlatım yani izlemci, Fovist, Kübist, Dışavurumcu sanat anlayışları ortaya çıkmıştır. Türk resminde soyutlayıcı eğilimler 1946’da başlamıştır ve geometrik soyutlamacılar, Lirik soyutlama, Geometrik non-figüratifler ve Lirik non-figüratifler izlemiştir.
Türk ressamları daha sonra yeni arayışlar içine girmiş ve sürrealist, naif Renkçi–Lekeci, Pop–sanat eğilimleri ortaya çıkmıştır.
Cumhuriyet dönemindeki sanatçıların batı ve Paris’e olan tutkularını yani; tutku derken Batıda ve Paris’te bulunan yabancı sanatçıların Türkiye’deki sanatçılarımızın yabancı ünlü ressamların yanında onların tekniğini öğrenmek istemelerini ve batılı sanat tekniklerini kavramaya çalışmaları, geleneksel kültürden çağdaş kültüre geçiş sorunlarını ilk adımlarını atmış olmalarıdır.
Kültür değişiminin yarattığı sorunlar, Türkiye’deki sanatçılarımızın batılılaşma süreci ile, Batılı anlamdaki resim sanatının yeni dönemle uyumu hiç de zor olmamıştır. Cumhuriyetin öncesinin birikimleri de, bu konuda uyumlu bir ortamın biçimleşmesinde de çok faydalı ve yararlı sonuçlar doğurmuştur.
BÖLÜM I


I. CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK RESİM SANATI


A. 1950’ye Kadar Sanat Gelişimi :

Cumhuriyet döneminin kültürel yapısına baktığımız zaman Atatürkçülük anlayışının İslam düşmanlığı da olmadığını görürüz. Kültürel açıdan Atatürkçülük Türk kültürünün evrensel boyutlara ulaşmasının savaşını vermektedir. Çünkü Atatürk bir Ortaçağ imparatorluğundan, çağdaş bir ulusal devlet yaratma çabasını simgelemiştir. Atatürk’ün tarih, dil ve güzel sanatlara önem vermesinin sebebi de bunun içine girer. Bu toplumunda kültürünü oluşturan temel öğeler ise ulusal beraberliği sağlayan dili, tarihi ve sanatıdır.
Sanat bir toplumun kültürünün ürünüdür. Kültür kelimesi “Bir toplumun yaşam düzeyini oluşturan bilgi, duygu, düşünce, dil, sanat ve yaşayış biçimlerinin tümü”dür. Kısacası tek sözcükle “Uygarlık”tır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Atatürk düşünce sistemi Cumhuriyet ile birlikte yeni kültür döneminin başlamasıdır. Atatürk Türk toplumunun Batı dünyasınca kabul edilmiş kültürel değerlere kavuşmasını istiyordu. Kültürleşme süresince güzel sanatlara önem veren Atatürk, 1923 yılında Cumhuriyet ilan edilişinden 1938 tarihine kadar son nefesini verinceye dek, 15 yıl Türkiye Cumhuriyeti’ni ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda her yönü ile çağdaş bir devlet olması için çabalamıştır. 1924’de resim konusunda yetiştirilmek üzere, Güzel Sanatlar Akademisinden Avrupa sınavını kazanan beş ressam Paris’e gönderilmiştir. Bunlar Cevat Dereli (1900-1989), Mahmut Cuda (1904-1988), Refik Ekipman (1902-1974), Muhittin Sebati (1991-1935) ve Şeref Akdik (1898-1972)’dir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Akademiden ayrılıp Münih’e gidenler 1922’de Mahmut Cuda ve Ali Çelebi (1904) olmuştur. 1923’de Zeki Kocamemi (1900-1959) Türk Ocağı tarafından Münih’e gönderilmiştir. 1925’de Hale Asaf (1902-1938) izlemiştir. 1924’den itibaren, her yıl Akademi Resim ve Heykel bölümü mezunlarından Avrupa sınavını kazananlar, Avrupa sanat merkezlerine gönderilmişti. İlk grup sanatçılar, 1927-1928’de Türkiye’ye döndüler.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1. Modern Sanat Eğilimleri :

Bugüne kadar olan kısa zaman diliminde Türk resminin modern devresi, hareket ve mana itibari ile dikkate değerleri göstermekte ve resim tarihimizin en zengin bir kısmını teşkil eder. Bunun Niçin böyle olduğunu anlamak için resim sanatının sosyal yapımız içinde yüzyılına yakın bir zamanda göz önünde bulundurmak gerekir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Türk resminde en önemli gelişme, 1928 kuşağı sanatçılarının uyguladıkları Kübizm ve Ekspresyonizm (Dışavurumculuk) sanat akımlarıyla meydana gelmiştir. Türk resminde 1927’den sonra görülebilmiştir. Münih’ten dönen Zeki Kocamemi ve Ali Çelebi, Avrupa modern sanat akımlarını getiren iki öncü sanatçı olmuşlardır. Resim sanatımızda ilk düşünsel eğilim onlarla başlamıştır. Çalışmalarında görülen desen (sert, neşeli ve eğri çizgilerle geometrik kuruluş, biçim ve planların değerlendirilişi ile ortaya çıkan konstrüksiyon, Türk resmine katkıda bulunmuştur. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Zeki Kocamemi Kübist anlayışında hacimlerinin geometrik düzenini aradı. Tabloda derinliği; yakın uzak planlarının ve kitlelerin birbiri ile olan ilişkisini, çizginin yönlerinde zıtlıklar ve renklerle vermeye çalışmıştır. Ali Çelebi ise Kübist düşüncede, nesneleri niteliklerini kaybettirmeden geometrik anlayışta betimlerken; kübizmin geometrik inşacı yanı ile Ekspresyonist anlayışı kişiliğine göre başarılı olarak birleştirmiştir. Ali Çelebi ve Zeki Kocamemi’nin getirdiği modern sanat akımları, bu gruptan Cemal Tollu (1899-1964), Refik Epikman, Mühittin Sebati ile 1924’de Paris’ten sonra Münih’te Hofmanın ile çalışan Hale Asaf ve daha iler ki yıllarda Cevat Dereli tarafından uygulanmaya başlanılmıştır.
Zeki Kocamemi Kübist anlayışında hacimlerinin geometrik düzenini aradı. Tabloda derinliği; yakın uzak planlarının ve kitlelerin birbiri ile olan ilişkisini, çizginin yönlerinde zıtlıklar ve renklerle vermeye çalışmıştır. Ali Çelebi ise Kübist düşüncede, nesneleri niteliklerini kaybettirmeden geometrik anlayışta betimlerken; kübizmin geometrik inşacı yanı ile Ekspresyonist anlayışı kişiliğine göre başarılı olarak birleştirmiştir. Ali Çelebi ve Zeki Kocamemi’nin getirdiği modern sanat akımları, bu gruptan Cemal Tollu (1899-1964), Refik Epikman, Mühittin Sebati ile 1924’de Paris’ten sonra Münih’te Hofmanın ile çalışan Hale Asaf ve daha iler ki yıllarda Cevat Dereli tarafından uygulanmaya başlanılmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
a- Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği (1929) :

Çağdaş Türk resim sanatının gelişmesinde sanatçı gruplarının, birlik ve desteklerinin çok önemli rolü vardır. Köklü bir resim geleneğinin olmayışı, halk kitlelerinin üretilen sanat eserlerini değerlendirilmeyişi ve sanatçıların yapıtlarını sergileyebilecekleri sergi salonları ve sanat galerilerinin bulunmayışı bu tür gruplaşmalara sebep olmuştur.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin (1908) girişimleri ile başlayan Resim Heykel sergileri ilk kez 1916 yıllında Galatasaray Lisesi’nin resim atölyesinde öğretim yapılmayan yaz aylarında açılmış ve İstanbul’un sanat yaşamına renk katan çok önemli bir etkinlik olarak sürmüştür. 1914 kuşağı sanatçıları olarak bilinen bir grup ressam ve Sanayi-i Nefise’de öğrencileri olan gençlerle birlikte düzenledikleri sergiler 1927 yılına dek her yıl tekrarlanmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1914 kuşağının daha önce gözden geçirdiğimiz temsilcilerinin sanatsal eylemi, özellikle Galatasaray sergileri alanında 1928’lere kadar bir karakter içinde sürerken o yıl, Paris’te 1924-1928 tarihleri arasında Ernest Laurent, Lucien Siman, Paul Albert Laruens gibi hocaların atölyelerinde çalışarak yurda dönen bir grup genç ressam sanatımıza yeni bir akım getireceklerdi ve İstanbul’daki ustalarının 1914’de gerçekleştirdikleri eğilime karşı geleceklerdi.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Türk resmine Empresyonist üslubu getirmiş olan İbrahim Çallı, Nazmi Ziya, Hikmet Onat, Feyhaman Duran, Avni Lifij gibi sanatçıların arkasından 1923 yıllarında sanat öğretimlerini yeni bitirmiş bazı genç ressamlar bir araya gelerek sergiler açmak istemişlerdir. Sultanahmet’te eski bir evin odasında da “Yeni Resim Cemiyeti”ni kurmuşlardır. Bu gençlerden bazıları Şeref Akdik, Refik Epikman, Elif Naci, Mahmut Cuda, Muhittin Sebati, Ali Çelebi, Zeki Kocamemi, Saim Özeren’dir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Yeni Resim Cemiyeti çok fazla sürmemiştir. Çünkü grubu oluşturan sanatçılar henüz kendi yollarını belirleyememiş olduklarından sanatı geliştirmek için ne yapmaları gerektiğini bilememişlerdir. Kısa bir aradan sonra bazı sanatçılarımız Bakanlığın açtığı Avrupa yarışmasını kazanarak Paris’e gitmişlerdir. 1924 tarihinde Refik Epikman, Cevat Dereli, Mahmut Cuda, Muhittin Sebati ve Ali Karsan Paris’de Lucien Siman, Jean Pierre Laurens’in atölyelerinde resim çalışmaya başlamışlardır. Paris’in yanı sıra Münih’te Hans Hofmann’ın atölyesinde eğitim gören Zeki Kocamemi, Ali Avni Çelebi gibi gençler de vardır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1928’de yurda dönen bu genç kuşak sanatçılar bir araya gelerek önce Ankara Etnografya Müzesinde bir sergi açmışlardır. İkinci sergilerini de İstanbul’da Cağaloğlu Türk Ocağı’nda gerçekleştirmişledir. 1928 tarihinde Münih ve Paris atölyelerinde çalışmış olan bir genç kuşak Türkiye’ye dönmüş ve “Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği”ni kurmuşlardır. Bu birlik de, Türkiye’ye yeni sanatı getiren ilk topluluk olarak sanat tarihimizde bulunmaktadır. Bu birliğin üyeleri de şunlardır: Muhittin Sebati, Cevat Dereli, Hale Asaf, Mahmut Cuda, Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi, Şeref Akdik, Refik Epikman ile heykeltıraş Ali Hadi Bara, Ratip Acudoğlu, Zühtü Müridoğlu’dur. Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’ni oluşturan sanatçılar Empresyonist paleti bırakmış, desen, çizgi kuvvetine, kompozisyon sağlamlığına önem vermişlerdir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1929’da kuruları birliğin sergilerinde Refik Epikman, Cevat Dereli, Mahmut Cuda, Şeref Akdi, heykeltıraş Hadi Bara’nın eserleri çok dikkat çekmiştir. Birliğin amaçları, Türk resminin gelişmesine katkıda bulunmak ve temel olacak yapıtlar ortaya koymaktı. Türk kültüründe belli bir sanat beğenisi oluşturmaktı.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1930’lardan sonra da yöresel konular uygulanan anlayış, yöresel yaşamın vurgulanmasından sanatçıya büyük olanaklar sağlanmıştır. Fakat temelde kübist eğilimlere benzerlik kurulmasına rağmen, bu eğilimlerin salt ilkeye bağlı konumu, resmimizde fazlaca etkili olmamıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Müstakiller kendilerinden önce gelen kuşağın göstermediği “insan” kaygısını yeniden uyandırmak ve “daha klasik” bir sanatın temelini atmak istiyorlardı.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği üyelerini bir araya getiren, onların üslupsal birliklerinden çok farklı eğilimler gösteren ve çoğu zaman birbirine ters düşebilen sanatçılardır. Ürettikleri yapıtlar, portre, peyzaj, natürmort ve posadlar olarak çeşitlenirken uygulıdıkları teknikler ve üsluplarla da birbirinden farklılık göstermektedirler. Batıda öğrendikleri hemen her tür üslupları Realizmden, Ekspresyonizme, Kübizmden, Konstrüktivizme dek uygulamaktadırlar. Hatta açtıkları ilk sergilerde kendi ülkemizin görüntüleri ve konular yerine Paris ve Münih Peyzajları ve konularının resimlerinde daha çok yer almıştır. Batı’dan dönen sanatçılar kendi ülkelerinin yaşantıları ile ilgilenmeden Avrupa’da yaptıkları çalışmaları sergilemişlerdir. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Ali Avni Çelebi (1904) ve Zeki Kocamemi (1902) Ankara ve İstanbul’da açtıkları sergilere verdikleri büyük boyutlu yapıtları ile dikkat çekmişlerdir. Türk resminin gelişmesine önemli katkıları olmuş sanatçılardır. Almanya’da Münih şehrinde Hans Hofmann’ın atölyesinde aldıkları eğitimle XX yy. akımlarının herhangi birine bağlanmadan kübizmden ekspresyonizme ve tüm sanat akımlarının özümsediği konstrüktif bir anlayışla güçlü bir üslup geliştirmişlerdir. Ali Avni Çelebi ve Zeki Kocamemi resme deseni yeniden getirmişlerdir. Bol bol doğadan esgizler çizerek, desene önem vermişlerdir. Desen onlara göre resmin temelidir. Sağlam kompozisyonları, plastik değerlerin olgunluğu, çizgi yapısı ve renklerin çeşitliliğindeki ustalıkları ve Türk resminde de yeni bir dönemin öncüleri olmuşlardır. Bu yeni dönemin hareketleri sanat camiasında da çarpıcı bir etki yaratmıştır. Tutucu çevrelerinde tepkilerine neden olmuştur. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Hale Asaf peyzajlarında şematik, çok sade bir deseni örten ve Matisse’in ahenklerini, bazen de Şark minyatürlerinin renklerini hatırlatan armoniler resimlerinde görülmüştür. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Refik Epikman (1902) kübist inşasının tesiri altında ölçülü ve çok dönüşülmüş, soğuk renklerin hakim olduğu portreler, manzara resimleri ve kompozisyonlu resimler yapmıştır. Cevat Dereli (1902) Tabiat karşısında daha şerazat bir görüş ve daha serbest bir tarzı göstermiştir. Yeşil ahenkler gri havalı manzaralı resimler yapmıştır. Şeref Akdik (1902) uzun süreli olarak Paris’te Jülian Akademisinde çalışmakla beraber kendini yabancı tesirlerden uzak tutmuştur. Sayı itibarıyla fazlaca eserler vermiştir. Eserlerinde de çoğunlukla olgun portreler ve çocuk kafaları yapmıştır.
Mahmud Cüda (1904) bir minyatür ressamının titizliği ile gayet ince işlenmiş ve fırça izleri belli olmayan manzara ve natürmortlar yapmıştır. Hamit Görele (1900) Resim ve heykel müzesindeki “Musiki Dersi” ve son yıllarda ise portreler ve manzara resimleri onu, modern Türk resminin önemli unsurlarından biri olmuştur. Turgut Zaim (1904) bir folklor ressamıdır. Türk minyatürlerinden ilham almakla beraber kendine has bir tarz ile çalışmıştır.
Şefik Bursalı (1902) kendi memleketi olan Bursa şehrini renkli bir paletle güzel manzara resimleri yapmıştır. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Cumhuriyet döneminin ilk sanatçı topluluğu olan Müstakiller yeni sanat biçimlerini ülkeye getirme yolunda devrimci bir çaba içinde olmuşlardır. Atatürk’ün başlattığı devrimci hareketlerde bağlantılı olmuştur. Müstakillerin İstanbul’da ilk sergilerini açtıkları 1928 yılında aynı zamanda da Latin alfabesinde kabul edildiği yıldır. Sanatçılar yeni biçimleri özgürce kullanma cesaretlerini Atatürk’ün devrimlerinden almışlardır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
“Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği” adı altında toplanan ve dinamik bir varlık gösteren bu sanatçılar o güne dek tek sergi ve sayıları da 10’u geçmeyen isimler çevresinde Türk resmine yeni ve dinamik bir yapı kazandırmışlardır ve yeni isimlerin ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır.
Cumhuriyet döneminin bu ilk on yılı içinde de Heykel sanatçılarının da karma sergilere küçük eserlerle katıldıklarının görüyoruz. Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliğinin kurucularından olan heykel sanatçısı Ratip Aşir Acudoğlu 1925’te Paris’e gönderilen ilk heykeltıraşçılarımızdandır. Heykel sanatçısı Ali Hadi Bara da Havva heykelini ilk kez Paris’te salon d’automne’da sergiledikten sonra yurda getirmişlerdir. Müstakillerin 1931’de düzenlediği 4. sergiye bu heykel çalışması ile katılarak tüm ilgileri üzerine toplamıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliğinin çabaları birkaç yıl devam etmiştir. Hele Asaf ve Muhittin Sebati adlı ünlü sanatçılarımızın genç yaşta ölümleri birliğin dağılmasının bir başka sebeplerinden birisidir. Devlet ve özel kesimlerde birliğin çalışmalarına hiç ilgi göstermemişlerdir. Böylelikle de Müstakiller Birliğinin dağılmış, fakat bu birliği oluşturan sanatçılar sanatsal kişiliklerini gelecek yıllarda bulmuşlardır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]



b- “D” Grubu :

Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nin dağılmasından sonra Cumhuriyet’in kuruluşunun 10. yılında rastlayan 1933 yılına “D Grubu” kurulmuştur. Atatürk’ün önderliğinde çağdaşlaşmaya başlayan Türkiye’nin düşünce ve sanat dünyasında da aynı doğrultuda gelişmeler olmuştur. 20. Yüzyılın başından itibaren Batıda plastik sanatlar alanında yeni görüşler, yeni teknikler ve farklı eğilimler birbirini izlemiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1933’de kurulan “D” Grubu; Nurullah Berk, Abidin Dino, Z.Faik İzer, Elif Naci, Cemal Tollu ve Heykeltıraş Zühtü Müridoğlu tarafından kurulmuştur. 1933’de Narmanlı hanında bir şapkacı dükkanında düzenledikleri ilk sergiden sonra grubun dağıldığı 1947 yılına kadar her yıl aralarına katılan yeni isimlerle etkinliklerle devam ettirmişlerdir. “D” grubunun amacı; akademizmi reddetmek, modern sanat akımlarını özgürce araştırmak, izledikleri sanat akımlarını Türkiye’de tanıtmak ve toplumu belli bir sanat anlayışı düzeyinde yükseltmek; ve modern anlayışta klasikleşerek, resim ve heykel sanatlarının gelişmesine temel oluşturmaktı.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
D grubu Türk sanatına yenilik getirmiştir. Birlikte sergi açmak amacıyla bir araya gelen beş ressam ve heykeltıraş hiçbir resmi ve siyasal niteliği olmayan bir grup kurmuşlardır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1947’ye kadar gruba katılan Bedri Rahmi Eyüpoğlu (1911-1975), Turgut Zaim (1897-1984), Eren Eyüpoğlu (1913-1988), Arif Kaptan, Nusret Suman (heykeltıraş) ve Zeki Kocamemi ile üye sayısı 18'’ çıkmıştır. 15 sergi ile sanat etkinliklerini yoğun biçimde sürdürmüşlerdir. Grup üyeleri Kübist Dışavurumcu, Favist, İzlenimci, Gerçekçi anlayışta uygulamalarıyla, daima yenilik düşüncesinde olmuşlardır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
“D” Grubu tam bir cesaretle, Kübizm’den bu yana batıda yayılan tekniklere, görüşlere bağlılığını kesin olarak yayıyordu. “D” grubunun resim sanatımıza getirdiğini Empresyonizm yumuşaklığına sertçe bir tepki olarak 1914 kuşağının estetiği sona eriyor, yerine daha desenci, daha kitleci olarak yayılmaya başlamıştır. İlk sergi bir desen ve suluboya sergisi idi. İstiklâl Caddesi’nde, Narmanlı Yurdu’nun altındaki dükkanlardan birinde açılmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1918’den beri her yılda bir kez Temmuz ayında Galatasaray Lisesi’nin resim hanesinde açılan sergilerle müstakillerin sergilerine alışmış olan halk “D” Grubu’nun yenilikleri getirdiği yenilikleri birdenbire yadırgadı. Resim sanatıyla ilgilenenlerin sayısı da az olduğu gibi sergi açabilecek galeri de yoktu. Bu sanatçılar da bir araya getiren koşulları göstermişlerdir. “D” grubunu oluşturan sanatçılar ülkedeki plastik sanatları geliştirecek çözümler aramışlardır. “D” grubu sanatçıları Batıda uygulanan çağdaş sanat üsluplarını Türk sanatına taşımışlardır. Kübizm, kostrüktivizm veya soyut gibi üsluplarda ürettikleri eserlerle sergiler açmışlardır. Batıda yüzyılların birikimi olarak şekillenen üslupların bizim toplumumuzda biçimsel olarak özünü anlamadan kavramadan kopya edilmesi iki şekilde değerlendirilir. Birincisi; Batıda var olan üsluplar ülkemize taşınmış ve “D” Grubu aracılığı ile topluma tanıtılarak olumlu bir işlev görmüştür. İkincisi; Batıda uygulanan bu üslupların oluşum süreçleri Türkiye’de yaşanmadığı için kopya etmekten öteye gitmemişlerdir. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Grup üyeleri 1928’de Müstakillerin başlattığı geliştirmeye çalışırken, Nurullah Berk başta olmak üzere çeşitli gazete ve dergilerde görüşlerini tanıtmaya, sevdirmeye çalışan yazılar yayınlamışlardır. Grubun resimde yapmak istediği, Türk “empresyonist kuşağı” denilen ressamların, Galatasaray sergilerindeki resimlerinde yansıyan renk anlayışına desenin sağlamlığını katarak biçimsel yetkinliğine ulaşmaktır. Biçimler, empresyonistlerdeki gibi atmosferin mavi ve morları içinde erimeyecek, kendi yapı ve bütünlüklerine erişebileceklerdir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Türkiye’de Müstakiller’le başlatan Kübist sanat anlayışı çevresinde büyük bir sanatçı grubu toplanmıştır. 1928’den sonra Paris’e giden 40’a yakın Türk sanatçısı orada Kübizm’in kurucusu olan Andre Chote (1885-1962), Fernand Ceger (1881-1995), Jean Metzinger (1883-1956) gibi Kübist usta sanatçılarla çalışmışlardır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Dönüşte Kübist etkiyi Kübizm’in kurallarına tamamen bağlı kalmadan kendi yorumlarına göre yapılarına da yansıtmışlardır. Kübizm 1928-1960 yılları arasında Türk resmini etkilemiştir. Sanatçılar Kübizm’den hareketle, kişisel eğilimlerin zamanla yarı soyut ve soyut sanatın çeşitli yorumlarına gitmişlerdir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Türkiye’de Kübizm’in en önemli temsilcisi olan Nurullah Berk üslubun Türk yazma sanatı motifleri kullanarak zenginleştirerek eserlerinde, geometrik bir çizgi düzeni içinde, zaman zaman Pürizme vardığı anlatımı, yaşamının sonuna kadar geliştirmiştir. Cemal Tollu ise; Kübist etki; çizgi, form ve renk olarak yansıtmıştır. Salih Urallı, Sentetik Kübizm etkisini yansıtan bir anlatım göstermiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] Sabri Berkel, Natürmort ve görüntü türü yapıtlarında, perspektif bozmalar ve biçimleri geometrik bir yapıya ulaştıran tavrıyla Cezanne etkisini yaratmıştır. Eşref Üren (1928-1938) yılları arasında yaptığı bir dizi kadın portresinde, Kübist etkiyi çağrıştırmıştır. Halil Dikmen Kübizm’in etkisini 1945’den sonra gerçekleştirdiği geometrik soyut çalışmalarında göstermiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] Turgut Zaim yörüklerin yaşamını, minyatür resmi anımsatan iki boyutlu resimler yapmıştır. Bedri Rahmi Eyüpoğlu ve Eren Eyüpoğlu, Fovist ve Dışavurumcu eserler vermiştir. Zeki Faik İzer Dışavurumcu; Elif Naci ve Farünnisa Zeid Gerçekçi; Adibin Dino ise halk sanatı ve Batılılaşma dönemi sanatı etkili eserlerinde, çağdaş yorumlara ulaşmıştır. Arif Kaptan izlenimci bir anlayışla çalışmıştır. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1932 yılında kurulan Halkevlerinin kültür etkinlikleri programı kapsamında Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1938-1943 arasında ressamları düzenli olarak yurdun çeşitli bölgelere göndererek o bölgelerin özelliklerini yansıtan resimler yapmalarını sağlamıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Bu kapsamda devletin desteklediği İnkılap Plastik Sanatlar Sergileri (1933-1937), Türk ressamlarını bir düşün ve ülkü altında toplayan ilk sergiler olmuştur. 1936-1939 yılları arasında “Halkevleri Resim ve Heykel Sergileri ile İnkılap Sergileri”nin devamı olan Ankara Halkevi Birleşik Resim ve Heykel sergileri 1937-1938 yılları arasında izlenmiştir.
1937’de Atatürk’ün emriyle Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi’nde açılan Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Atatürk döneminde plastik sanatlar alanındaki diğer önemli bir gelişme olmuştur. Devlet Resim ve Heykel Sergilerinin düzenli ve sürekli açılmaya başlandığı tarih ise 1939’dur.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1933’den 1947’ye dek 15 grup sergisi düzenleye “D” grubu sanatçılarının yapıtları arasında bir üslup birliğinden söz edilmemiştir. Açılacak sergileri de önceden planlanmadan 15 gün içerisinde karar verilip hazırlamışlardır. Sergiye katılan Arif Kaptan, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Eşref Üren, Fahrünnisa, Zeyd, Hakkı Anlı, Nusren Suman, Salih Urallı, Sabri Berkel, Halil Dikmen, Ercüment Kalmık, Malik Aksel, Zeki Kocamemi gibi yeni sanatçılarla “D” Grubunun üye sayısı 10 yıl sonra 15 sanatçıya ulaşmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Türk resmine hem batılı akımları getirmeleri, çağdaş yenilikleri taşıyan resimler yapmak hem de geçmişteki batı taklitçiliğine ve kopyacılığa karşı çıkmak gibi amaçların da çelişkiler taşıdıklarını fark eden “D” Grubu özellikle kurucuları 1940 yılında ikinci yarısında her biri kendi çözümünü bulmak için çalışmalar yapmışlardır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
“D” Grubu sanatçıları özellikle grubun dağılışından sonraki çalışmalarıyla Türk resminde ulusal ve özgün alana ulaşmayı amaçlamıştır. Tek tek başarılı olup olmadıkları tartışılması bir yana yaratma ve ortamı hazırlama grup deneyiminin yararı olmuş, kendilerinden sonra gelen ressamlara da bakış açısı kazandırmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
“D” Grubu sanatçıları 1947 sergisinden sora dağılmışlardır. Bu dağılmanın sebebi sanatçıların anlaşmazlıkları değildir. Grubun üyeleri modern sanatın çeşitli üsluplarını savunmak ve benimsemekle beraber, tek bir çizgi üstünde birleşerek bir üslup birliği oluşturmamışlardır. 15 yıllık yoğun bir etkinlikler döneminden sonra artık sanatçılar bireysel olarak çalışma isteği ile gruptan uzaklaşmışlardır. Doğru ve yanlışlarına rağmen Türk resim sanatında modern dönemin başlamasına “D” Grubu sebep olmuştur.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]

2. Toplumsal-Gerçekçi Eğilimi :

Ulusallaşmanın getirdiği toplumsal gelişen ve yarattığı sorunları, Türk edebiyatında 1936’da toplumsal içerikli öykü ve romanların yayınlanmasına neden olmuştur. 1939’larda Edip Hakkı Köseoğlu (1904-1990), günlük yaşantıdan aldığı konuları yapıtlarında işleyerek, Toplumsal Gerçekçi anlayışta çalışmalar yapmıştır.
Köseoğlu, detaya inmeyen, bir sis gerisinden yansıttığı figürlü düzenlemelerinde; toplumun her kesitinden ele aldığı insanları, yaşantı içinde Turgut Zaim ise Yörüklerin yaşamını işleyerek yöresel nitelikleri yapıtlar ortaya koymuştur.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]




a. Yeniler Grubu (1941) :

“D” Grubu ressamlarının Batı üsluplarının arkasından giden anlayışlarına karşı bir tepki olarak 1940 yıllarında bazı sanatçılarda yöresel ve yerel bir sanat akımı yaratmışlardır. “Yeniler” Grubu bir araya gelen grup “D” Grubundan ayrılan Abidin Dino, Haşmet Akal, Turgut Atalay, Haşmet Akal, Mümtaz Yenen, Nejat Devrim, Ferruh Başağa, Faruk Morel, Agop Arad, Avni Arbaş, Selim Turan, Kemal Sönmezler, Fethi Karakaş’dan oluşmuşlardır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde Leopold Levy’nin atölyesinde yetişen genç ressamlar, ülkenin sorunlarına eğilmek ve batı izlenimciliğinden kurtulmak gibi belirli bir çizgi çevresinde toplanmışlardı. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
“Yeniler” Türk Sanat sahnesinde, sanatsal kaygıları da aşan bir toplumsallık iddiasıyla çıkan grupların ilki ve en önemlisidir. Getirdiği içerik nedeniyle değilse bile, en az tarihsel açıdan böyledir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
“Yeniler” ilk sergilerini 28 Mart 1940 yılında, Gazeteciler Cemiyeti’nin Beyoğlu’ndaki lokalinde açmışlardır. Modern anlayışlarını izleyerek, Batılı etkileri resmimize aşıla***** bir yere varılmayacağını savunan bu sanatçılar toplumcu ve toplumcu gerçekçi bir görüş etrafında birleşmişlerdir. Bir liman kenti olan İstanbul’da yoksul deniz ve liman işçilerinin yaşam mücadelelerini konu alan sanatçılar ilk sergilerinde bu konuyu işleyen toplumsal içerikli bir sergi düzenlemişlerdir. Bu ilk sergiye katılanlar Liman Ressamları olarak da anılmışlardır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] Bu sergide görülen resimler, modern resmin estetiğinden uzak gerçekçi bir anlayışın izlerini belirtiyordu.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
“D” Grubunun biçimi yaklaşımına karşın toplumsal içeriğin önemini vurgulamak grubun amacı olmuştur. “Yeniler” Grubunun 2. sergilerinin konusu “Kadın” olarak belirlenmiştir (1942). İkinci sergiden sonra gruba katılmak istemeyen sanatçılar çoğaldığı gibi, Hilmi Ziya Ülken gibi bir sosyolog da grubun çalışmalarını yazıları ile desteklemiştir. Grup Akademi çevresi dışındaki yazar ve sanatçılardan da büyük destek almıştır. Hilmi Ziya Ülken “Liman” sergisi için yazdığı bir yazıda “Ulusal resmin can damarına parmak bastıklarını” vurgulamıştır. Soyut biçimlere yöresel içerik katmakla sorunun çözümlenmeyeceği görülmüştür. “Yeniler” Grubunu oluşturan sanatçılar da her biri kendi anlayışları doğrultusunda yöresel konuları Batılı tekniklerden de yararlanmışladır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
“Yeniler Grubu”, “D Grubu”na tepki olmak isteyen düşünüşlerle açtığı sergilerde, kısaca bir süre, yeni bir eğilimi açıkladı. Gerçekçi, toplumcu olan bu eğilim, sosyal meseleleri, halkın acı ve isteklerini ele alıyordu. Yenilerin açtıkları sergilerde Nuri İyem’in Avni Arbaş’ın, Selim Turan&ın, Ferruh Başağa’nın resimleri dikkati çekiyordu. Abidin Dino da bir süre Yenilerin sergilerine katılmış ve onları etkilemiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
“Yeniler” Grubu ilk 4 yıl geniş bir etkinlik göstermişlerdir. Yeniler Grubundan Nejat Devrim ve Avni Arbaş’ın 1946’da; Selim Turan’ın 1947’de Paris’e gitmesi ve orada soyut sanata yönelmesi sonucu, geri kalan üyelerinin 1951’de Türk Ressamlar Birliği’ne (1950) katılmaları ile “Yeniler Grubu” dağılmıştır. Toplumsal sanat düşüncesi, ilk yıllardaki etkinliğini devam ettirememiş ve bu yeni hareketin gelişmesi mümkün olmamıştır. Nuri İyem, Mümtaz Yenen ve Avni Arbaş başlangıçtaki eğilimlerini sürdürmüşlerdir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]

3. Doğu-Batı Sentezi Eğilimi :

a- “On’lar Grubu” :

1947 yılında, henüz akademide Bedri Rahmi Eyüpoğlu atölyesinde öğrencilik yıllarını sürdüren on genç “10”lar grubu adıyla yeni bir topluluk oluşturdular.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Batı resminin çağdaş eğilimlerine açık bir sanatçı olmakla birlikte, çalışmalarında halk kültür öğesini daima kullanmıştır. Batı ve Doğu sanatlarının sentezine açık bir uttum izlemiştir. Öğreticiliğinde, Batı resminin temeli üzerinde yeteri derecede durduktan sonra, halk nakış sanatlarına geçilmesini önermiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Grubun kurucu üyeleri arasında, Mustafa Esirkuş, Nedim Günsür, Leyla ve Hulusi Sarptrük, Fahrünisa Sönmez, İvy Stangali[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] Fikret Alpe, Saynur Kıyıcı, Mehmet Pesen, Meryem Özacul’dur. Ancak grup sürekli değişik isimleri içinde barındıran bir yapıya sahip olmuştur. Bu grup içinde değişik sürelerde yer alan ve bugün tanınmış barındıran ve bugün tanınmış belli balı sanatçılar; Turan Erol, Orhan Peker, Fikret Otyam, Osman Oral, Leyla Gamsız, Mehmet Pesen, Mustafa Esirkuş, Nedim Günsür, İhsan İncesu, Remzi Paşa, Adnan Varınca’dır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
On’lar Grubu içinde yer alan bu sanatçılar arasında Turan Erol, dokunaksız, hafif pentür üslubu yaklaşımının tema özenişleri içinde varılabileceği noktayı hesaplayan bir içtenlik açmazısını sergilemektedir. Nedim Günsür’ün Paris’teki burslu eğilim döneminde Maya Galerisi’nde açtığı sergi, galeri için iftihar vesilesi Nedim Günsür’ün Paris çalışmaları ile Türkiye’ye döndükten sora görevlendirildiği Zonguldak’daki öğretmenliği sırasında savaş ve maden işçisi temalarına ağırlık veren dramatik bir simgeciliğe bağlanması dikkat çekici olmuştur. Nedim Günsür’ün sosyal içeriğe ağırlık veren simgesel figüratif çalışmaları küçük figür düzenlerinin geniş doğa dekorları içinde yer aldığı çalışmalara dönüşmüştür. Sanatçı bu tür çalışmalarında gecekondu yıkımlarını, cenaze taşıyanları, lunapark alanlarına dağılan hüznü duyarlı ifadelerle yansıtabilmeyi başarmıştır.
Mustafa Esirkuş da resimlerinde köylü dansları oynayan grup düzenlemeleri ve benzerlerinde hocası Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun folklor düşkünlüğüne bağlı olduğu görülmüştür.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Grubun kuruluş amacı; Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun kişiliğinde toplanan Doğu-Batı birleşimini Türk resminde yaratmak, yeni mezun olan öğrencilerin kendilerini sanat ortamına tanıtmalarına olanak sağlamaktı. Her iki konuda da Bedri Rahmi gruba destek vermiştir. 1954’den sonra düzenli olarak sergi etkinliği gösteremeyen sanatçılar, grup oluşturmanın artık işlevinin kalmaması üzerine dağılmışlardır. On’lar Grubu’na katılan sanatçıların üsluplarındaki ortak nitelikler; halk sanatı kaynaklarına eğilmeleri ile teknik olarak renkçi ve lekeci anlatımı benimsemişlerdir. Bugün Türk resminde lekeciği en iyi değerlendiren sanatçılar;Turan Erol, Orhan Peker, Avni Arbaş ve Fikret Oytam’dır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]

4. 1950’ye Kadar Genel Değerlendirme :

Türk resminde başlangıçtan beri genel eğilim figüratif resimdir. Türk kültüründe Batı sanat kavramlarının benimsenip anlaşılmasının güçlüğü, Türk resmini 1950’ye kadar figüratif eğilim çevresinde bırakmıştır. Bu tarihe kadar figüratif anlatım Natüralist, Geleneksel Gerçekçi, İzlenimci, Kübist, Fovist, Dışavurumcu, Toplumsal-Gerçekçi anlayışlarla devam etmiştir.
Güzel Sanatlar Birliği (1926) 1914’e kadar Akademik Gerçekçi, bu tarihten sonra da izlenimci anlayışta çalışan sanatçılar toplanmıştır. Cumhuriyet’ten sonra Nazlı Ecevit, Afife Ecevit , Seyfi Toray, Bedia Güleryüz, Ali Karsan, İvon Karsan birliğin üyesi olarak sergilere katılmışlardır. 1950 öncesinde İzlenimci anlayışta; İhsan Çanakkaleli, İzlenimci ve Doğalcı anlayışın sentezine giren İbrahim Safi, Nurettin Ergüven, Saip Tuna, Nusret Karaca; Geleneksel-Gerçekçi Anlayışta Sefik Bursalı, Ayetullah Sümer, Toplumsal-Gerçekçi anlayışta Edip Hakkı Köseoğlu; Dışavurumcu anlayışta olmakla birlikte Hamit Görele, Fikret Mualla ve Malik Aksel bağımsız sanatçılar olarak sürdürmüşlerdir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]

B. 1950’den Sonra Sanat Gelişimi :

1950 sonraki grup hareketlerinin Türk Resmi içinde bir yeri yoktur. 1959’da kurulan “Yeni Dal” grubunun toplumsal içerikli çıkışı, uğradığı kavuşturmalar ve baskılardan dolayı etkili olamamıştır. İhsan Cemal Karaburçak, Gazi Eğitim çıkışlı İsmail Altınok ve Cemal Bingöl’ün sanat anlayışları, kurdukları “Siyah Kalem” grubunun bir grup olarak ele alınmasına izin vermeyecek kadar büyük farklılıklar içermiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1950 sonrası Çağdaş Türk Resim Sanatı, Figüratif sanat ve soyut sanat üzerine yoğunlaşmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Batı sanatının 2. Dünya Savaşı’nın sonrası gelişimi, Türk Plastik Sanatları açısından büyük önem taşır. Türk sanatı yönünden bir önceki dönemle farkı belirleyecek gerçek etmen 1950’lerde başlayan demokrasi etkinlikleri ve bunun toplumsal yapıda meydana getirdiği değişiklikleri oluşturur. 1959-1960 yılları arası yapılan kültürel antlaşmalar, batıya giden sanatçıların sayısındaki artış, batı kaynaklı sanat yayınlarının ve röprodüksiyonlarının Türkiye’ye gelmesi, bir yandan batı dünyasıyla yeni bir yakınlaşma sürecini başlatırken, aynı dönemde de siyasal ve toplumsal bilincin güçlenmesi, sanatsal sorunların ülke gerçekleri doğrultusunda değerlendirilmesi görüşünü getirmiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1950’den başla***** 1965’e kadar resim sanatındaki genel, soyut sanat akımları çerçevesinde olmuştur. 1960’larda Yeni Figürasyon Eğilimi ile figüratif anlayışı yeniden çok çeşitli anlatım biçimleriyle ortaya çıkarak günümüze kadar etkili olmuştur.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1960’larda Türk resminde “Mavi Grup” adıyla yeni bir topluluk ortaya çıkar. Üyeleri Adnan Çoker, Sarkis, Tülay Tura, Devrim Erbil ve Altan Gürman’dır. Yine bu dönemde görünen sanatçılar arasında da Özdemir Altan, Ömer Uluç, Erol Akyavaş, Fethi Arda ve Burhan Uygur vardır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]

1. Soyut Sanat Eğilimi :

1923’de Avrupa’ya giden Türk sanatçıları ve onları izleyenler, Batı soyut sanat akımlarına ilgi duymuşlardır. Fakat 1946’da, Türk resminde soyut resme doğru bir eğilim görülmüştür. “D” Grubu sanatçılarından, Halil Dikmen aynı yıl Devlet Resim ve Heykel sergisine verdiği bu yapıtı ile. Geometrik-Soyut anlayışta ilk denemelerini gerçekleştirmiştir.
1946’da Paris’e göden ve “Paris Ekolü Türk Sanatçıları” olarak nitelendirilen Nejat Devrim (1923) Selim Turan (1922) ve daha önceki yıllarda Avrupa’ya gidip gelen Fahrünnisa Zeid (Nejat Devrim’in Annesi), Lirik-Soyut sanat akımından etkilenmişlerdir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] Türkiye’de ise Lirik-Soyut Eğilim, 1951’de “Tavanarası” Grubu sanatçıları ile görülmüştür. Türk süsleme sanatlarıyla biçim benzerliği nedeniyle, sanat çevresinde kısa sürede benimsenmiştir. “Saf Sanat” olarak nitelendirilerek, Türk resminin buradan yaratılacağı umudu ortaya çıkmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1960’lardan sonra da, soyut resim çalışmaları da eski Türk geleneklerini canlandıran yapıtlar oluşturulmuştur. Abidin Elderoğlu, Elif Naci, Ferruh Başağa, Sabri Berkel, bu dönemde sözü edilmesi gereken sanatçılarımızdır. Sabri Berkel 1952’de resimlerinde incelendiğinde doğa çözümlenmesi de düzen ilkeleri ve figür boşluk ilişkilerinde tutarlı düşünsel yaklaşımlar gözlenmektedir. Berkel, giderek tümüyle soyut bir dil oluşturmuş ve çeşitli dönemlerinde kendi kişisel ve kültürel özünü yansıtan bir kişilik ortaya koymuştur. Çizgi, leke ve sert – kenar biçimlerle farklı dönemlerinde ürettiği yapıtların bütünü tutarlı ilgilerin kararlılığını ortaya koymaktadır ki yapıtların bütünü Türk resminde belli başlı “Ekol” niteliği taşır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1950 – 1960 arası, bazı genç sanatçıların resimlerinde, yarı Batı, yarı yerli kaynaklara dayanarak gerçek üstü fantezisine bağlandıkları dikkat çekmiştir. Bu alanda başarılı olan bir sanatçı teknik yönden tuval ve yağlı boya kullanımı gibi zorlukları aşarak kendine özgü malzeme ile çizgi ve boya uygulamalarını gerçekleştiren Yüksel Arslan’dır.
Yüksel Arslan’ın 1959 yılında açılan sergisi, sanat yazarlarının geniş ilgisine yol açmıştır. Dünya gazetesinde yer alan yazısında Adnan Turani, Yüksel Arslan’ı dünya çapında bir sanatçı olarak nitelendirmiştir. 1961 sonundan beri Paris’te yaşayan Yüksel Arslan’ın sanatı ile bir yandan Andre Breton gerçek üstücülerle Belçikalı ünlü psikolog Jean Bobon ilgilenmiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Ülkemizde soyutla ilgili gelişim çizgisi üzerinde 1952’lere değin yapılan çalışmalar giderek Batı’dakine paralel olarak artan bir ilgi meydana getirmişlerdir. 1959’lardan sonra devlet sergilerinde bu anlayışa ait çalışmaların büyük önem taşımıştır. Bu duruma karşılık İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nin çatısı altında iki ressamın izi vardır. Bunlar Zeki Faik İzer ve Sabri Berkel’dir. 1959 ve 1960’larda Zeki Faik İzer, Sabri Berkel, Halil Dikmen, Şemsi Arel, Ercüment Kalmık Ferruh başağa, Nuri İyem, Adnan Çoker, Cemal Bingöl, Adnan Turani, Lütfi Günay ve Cemil Eren soyutun çeşitli anlayışlarını temsil etmişlerdir. Soyut anlayış 1960’larda büyük bir etkinlik ve yayılma gücü göstermiştir.
Soyut sanat üzerine incelemeleri bulunan Adnan Turani, bizdeki soyut grafiğini şu şekilde özetlemiştir:

a) Geometrik soyut sanat eğilimi
b) Lirik soyut sanat eğilimi
c) Geometrik Non-figüratifçiler
d) Lirik Non-figüratifçiler[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]

a- Geometrik–soyut sanat eğilimi :

1947’lerde “Aşk” adlı yapıtı ile Ferruh Başağa, modleyi resminde terk etmesine rağmen, figürü, resminin ana konusu olarak muhafaza ediyordu. Hamit Görele de, büyük, düz yüzeyler haline getirdiği sembolik nesne biçimlerini tuval yüzeyine dağıtarak bir çeşit düzenleme yapıyordu. Figüre bağımlı soyutlama eğilimi ile, bizde modleden ilk vazgeçenler arasında, sanırım Salih Urallı’da yer almıştır. Onun çalışmaları ağırlıklı olarak daha 1945’lerde yaptığı çizgisel bir kübizmin üzerine oturtulmuştur. Bu çalışmalar, inşacı, kesin konturlu, hesaplı bir yüzey ve çizgiler kompozisyonu olup, renklerin neden olduğu bir doğasal biçimi parçalama girişimini yansıtmamaktadır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1950’den sonra Geometrik – Soyut araştırmaları; Sabri Berkel’in “Kubbeler I-II”, Adnan Çoker’in “1951” Düşünceleri” adlı yapıtlarında görülür. Bu uygulamalarda, Avrupa Soyut Sanat örneklerini benimseyen bir yaklaşım izlenmektedir.
1953’de Adnan Çoker (1928) ve Lütfü Günay (1928) Geometrik – Soyut, Siyah – Beyaz ağırlıklı ortak bir sergi açmışlardır. “Sergi Öncesi” adıyla, nitelendirdikleri bu sergiyi, resmin bir düşünce işi, olduğunu vurgulayan yazılı açıklamalarıyla halka sunmuşlardır. Cemal Bingöl (1912)’de tümüyle Geometrik – Soyut anlayıştaki yapıtlarını sergilemiştir. Sanatçı birkaç yıldır kolej çalışmaları yapıyordu.
Paris’te bulunduğu 1949 yılında, soyut sanatı benimseyen Cemal Bingöl, Türk hat sanatçısı Ahmet Karahisari’nin çalışmalarını uzun süre incelemiş ve günümüze kadar Geometrik – Soyut anlayışını sürdürmüştür. Özgün Baskı dalında, 1960’dan sonra Süleyman Saim Tekcan (1940), Geometrik – Soyut anlayışta çalışmış ve gravür tekniğindeki yapıtlarında, çok renklilik sorununu başarılı biçimde çözümlemiştir. Türk resminde Geometrik – Soyut anlayış, 1946-1960 yılları arasında, birkaç yıllık araştırma döneminde yeterli sanat eğitimi almış sanatçılar ortaya çıkmıştır.
Geometrik Soyutlamacılar 1960’a kadar Cemal Bingöl, Sabri Berkel, Şemsi Arel, 1965’den sonra ise Adnan Çoker ve Ferruh Başağa olmuştur. Bu sanatçılardan Cemal Bingöl ve Şemsi Arel hat Sabri Berkel nakış, Çoker mimari sanatımızdan hareket etmekle birlikte sanat gelişim ve kültürleri geçmiş deneyim ve biçimleri ile, çağdaş sanatta özgün yorumlara ulaşmışlardır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]

b- Dışavurumcu (Lirik)–soyut sanat eğilimi :

Resimsel Lirizm, çağımız sanatçısının iç dünyasındaki fırtınaların, bir çeşit yazısal boya tuşlarıyla ifadesidir. Bu nedenle bu anlayışta, sanatçı çevresinin görüntüleri değil, onun iç dünyasındaki bilinçaltı evresinin orkestral çok renkliliği, ürpermeleri, munisliği, kısacası, onun iç savaşı dile gelmektedir. Ancak genellikle lirik soyutlamada doğasal bir motiften hareket edildiği görülmektedir. Bir manzara, bir çiçek, bir kadın ve elbisenin renkliliği ya da hareketli bir figür biçiminin etkisi, sanatı için bir çıkış noktası olabilmektedir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Bizdeki lirik soyutlamacılar arasında Zeki Faik İzer, Abadin Elderoğlu, Ercüment Kalmık, Abidin Dino, Fahrünnisa Zeid, Arif Kaptan, Hasan Kavru, Mustafa Esirkuş, Özdemir Altan, Devrim Erbil, Ömer Uluç, Mustafa Ayaz, Zafer Günaydın, Burhan Uygur, Süleyman Velioğlu, Tamer ve Tangül Akalıncı, Güngör Taner gibi sanatçılardır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Ömer Uluç (1931) ABD’ne gitmiş, orada 1948’de doruk noktasına ulaşmış olan Dışavurumcu – Soyut anlayışın etkisinde kalmıştır. Adnan Turani (1926), 1955-1956 yıllarında motifsel bir Lirik–Soyut anlatımına gitmiştir. 1958’den sonraki Non-Figüratif eğilimi 1975’e kadar sürdürmüştür. Dışavurumcu – Soyut sanatın güçlü temsilcilerinden biri de Zeki Faik İzer’dir. 1957’de “Sultan Ahmet Camii’nin Camları” adlı eseri ortaya koyan sanatçının tablosu, 1961’de New York Yauggenheim Müzesi’nde Türkiye 1.si olarak sergilenmiştir. Adnan Çoker 1957-1965 yılları arası, geniş fırça ve büyük tuşlarla gerçekleştirdiği yapıtlarında dinamik bir yüzey elde etmiştir. Abidin Elderoğlu 1960 sonrası Lirik – Soyut anlayışın önemli temsilcilerinden biridir. 1950-1960 yılları arasında eğri çizgi ve düz yüzey karşıtlığındaki doğa ve figür soyutlamalarını, çizginin kalın ve içgüdüsel kullanımıyla işlenmiştir. 1953’de Geometrik – Soyut yapıtlar veren Lütfü Günay, sonradan Dışavurumcu – Soyut anlayışa geçmiştir.
Arif Kaptan, 1950’tden sonra nakış ve geleneksel süsleme sanatlarından hareketle soyut sanat araştırmalarına yönelmiştir. Hasan Kavruk, (1919) 1944’den başla***** Lirik-Soyut çalışmalar yapmıştır. 1953’ten sonra Anadolu görünümlerinden Lirik-Soyut yapıtlarında dokuya önem vermiştir. Hakkı Anlı (1906), 1960’larda Lirik-Soyut anlayışta yapıtlar vermiştir. Ferruh Başağa, boyayı kalın, hızlı tuşlarla ve lekeci bir yaklaşımla kullanmıştır. 1960’larda Fethi Arda (1934), atak fırça darbeleriyle oluşturduğu yapıtlarında, psikolojik bir patlamayı yansıtmıştır. Veysel Erüstün 1945’ten sonra başladığı soyut çalışmalarını, 1959’dan itibaren yoğunlaştırmıştır. Daha sonra Bilal Erdoğan, İhsan Çakıcı, Burhan Doğançay, Mehmet Gün, Erdal Alantar, Adnan Turani bu sanatın gelişmesine katkıda bulunmuşlardır.
Dışavurumcu (Lirik) – Soyut akımı, Türk resminde Geometrik – Soyut anlayışına göre daha yoğun bir kalıtıma sahiptir. Türk sanatçılarının geleneksel sanatçılardan ve özellikle de İslam Hat sanatının plastik değere ulaşan örneklerinden etkilenmişlerdir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]

c- Geometrik–non figüratiler :

Geometrik – Non figüratifin içine getirdiği zemin, Batıdakinden farklı olduğu gibi; gösterdiği gelişimde, alınıp getirildiği yerden farklıdır. Batıda, Picasso – Brague kübizminin yolundan soyuta varılmamış, dolaylı olarak nesnel görüntü öğeleri, bu akımla ilgili eserlerle biçim yönünden parçalanmasına rağmen, resimde, görüntüye dayanan konu terk edilmemiştir. Bu nedenle kübizmi yaratanlar arasında, geometrik Non – Figüratif tek bir yapıt verene bile rastlanmamıştır. Ankara ve İstanbul’da salt, soyut anlatıma nesnenin renk yoluyla parçalanması anlayışın bir moda etkisi içinde, 1953’lerde Batıdaki yaygınlığına paralel olarak benimsenip ithal edilmesidir. Bu nedenle rengin, non-figüratif anlayışın oluşumunda yarattığı ilginç olaylar yaşanmadan, aniden soyut çalışmalar yapılmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Geometrik non-figüratif çalışma tarzını ülkemizde yaygınlaştıran sanatçılar arasında Cemal Bingöl, Şemsi Arel, Sabri Berkel, Cemil Eren, İsmail Altınok, Halil Akdeniz, Elif Naci, Gencay Kasapçıgil, Bekir Sami Çimen, Hüseyin Bilişik gibi sanatçılarımızdır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
d- Lirik–non figürler :

1945’li yıllarda Selim Turan ve Nejat Devrim non-figüratif olarak ortaya çıkmışlardır. Abidin Elderoğlu, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Ferruh Başağa, Adnan Çoker, Fethi Arda, Hasan Kaptan, Muammer Bakır, Mübin Orhan, Erdal Alantar, Fethi Kayaalp, Zahit Büyükişleyen, Altan Gürman gibi sanatçılar da Lirik – Non figüratif çalışmalar yapmışlardır.
Son yıllarda batıdan ithal ettiğimiz bir diğer eğilim daha vardır. Bu da kimi pop-art anlayışını da içeren soyut denemelerdir. 1975’lerden bu yana İstanbul ve Ankara’da açılan kimi sergilerde, son bir iki Devlet Sergisinde, non-figüratif çalışmalardan değerlendirilebilmiştir. Bu değerlendirmeyi gösteren çalışmaların örneklerini verenler arasında, Osman Dinç, Hüseyin Bilgin, Şükrü Aysan, Erol Akyavaş, Burhan Doğançay sayılabilir.
Ülkemizde yapılan bütün bu soyuta ilişkin girişimler, sonunda, bağlandığımız Batı sanatının sorunlarını oldukça kesin sonuçlar çıkarabilmemize neden olmuştur. Resimsel yaratmanın sınır tanımayan bir anlatım alanı olduğunu dolaylı olarak da olsa soyut çalışmaları olanağı sağlamıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]

















BÖLÜM II


1. FİGÜRATİF SANAT EĞİLİMLERİ :


a) Toplumsal – Gerçekçi Eğilim :

Türkiye’de 1950’den sonra, siyasal ve ekonomik alandaki yenilik ve değişiklikler, toplumsal yaşantıda da köyden kente akımı süratle başlamıştı. Büyük kentlerde kurulan sanayi kuruluşları, köylüye yeni bir geçim kapısı açmıştır. Böylece gurbetçiler ve getirdiği sorunlar, bazı sanatçılarımızı etkilemiştir. Köy-Kent bütünleşmesini çok çeşitli karşıtlıklar içinde gözlenmeyen Nedim Günsür (1924), 1952’den sonra Toplumsal – Gerçekçi anlayışta, madenci yaşamını konu alan birçok yapıt gerçekleştirdi. Eserlerinde öz ve biçimi birlikte yorumlamaya çalışmıştır. Sanatçı 1960’dan sonra fantastik anlayışta çalışmalar yapmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
İbrahim Balaban (1919) 1953’ten sonra, Anadolu insanın kullanımı ve kendine özgü figür şeması içinde işlemiştir. 1954’te Paris’ten dönen Neşet Günal (1923) Anadolu insanını günlük yaşamı içinde ala aldığı yapıtlarında biçim ve kendine özgü yorumlarıyla ortaya koymuştur. Sanatçı 1960’tan sonraki çalışmalarında da aynı anlayışı sürdürmüştür. Konu, renk, açık-koyu dengesi ve biçimi işleyişleri kişisel biçimi geliştirmişlerdir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Nedim Günsür ve Neşet Günal, Kübizm’den temellenen anlayışta özgün yorumlara giderek, kişisel özellikleri içeren bölgesel bir tavır içinde olmuşlardır. Nuri İyem de 1957’den sonra bu bölgesel tavra katılmışlardır. Toplumsal gerçekçi anlayışta çalışan Avni Arbaş lekeci bir teknikle yer vermiştir. Dinçer Erimez günlük yaşantıyı yansıtan çok figürlü düzenlemelerinde sert kontrastlarla lekeci bir anlayışta çalışmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]

b) Gerçeküstücü (Sürrealist) Sanat Eğilimi :

Türk resminde Gerçeküstü (Sürrealist) sanat eğilimi, Mehmet Siyahkalem’den (15.yy) sonra; ilk kez 1955’te Yüksel Arslan (1941) ve Nuri Abaç’la (1926) başlar. Klee ve Miro gibi Avrupa Sürrealist sanatçılarına ilgi duyan Yüksel Arslan, çağdaş sanatın büyük ustalarının sanatlarından etkilenmiş halk sanatlarını inceleyerek kendini geliştirmiştir. 1961’den sonra Paris’te yaşamını sürdüren sanatçının yapıtlarında bilinçaltına itilmiş cinsel sorunlara, çizgisel bir anlatımla yaklaşılmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1968-1980 yılları arasında, bir dizi “Le Capital” adını verdiği çalışmalarında gerçekçi bir yaklaşımla, figürün ötesindeki bilinmeyenleri araştırmıştır. Nuri Abaç ise; yapıtlarında, aşırı deformasyon ve kendine özgü yüzey bölüntülerini içeren figür ve biçimlerle, ilgisiz nesnelerin yarattığı karşıtlıklara yer vermiştir. Anadolu mitolojisinden kaynaklanan çalışmalarında, figürler, biçim bozmalarının yanında, ayrıntılı bir işleyişle ele almıştır. Nuri Abaç 1960 sonlarına kadar sürdüğü bu anlayışı, daha sonraki dönemlerde bu anlayışın temel anlayışın belirleyişi olarak yansıtmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Arslan Gündeş (1914), 1960 sonrasında masal dünyasına yaklaşan bir tavırla, boşlukta yüzen şematik figürleri fantastik bir tasarım içinde gerçekleştirmiştir. Mehmet Aydoğdu (1958) bu anlayışta, 1970’den sonra çalışmalarını yoğunlaştırmıştır. Sonsuz mekan içinde, realist birkaç bakışla oluşturduğu somut figürler ve biçimlerle ölüm-yaşam, tanrı-insanlar ve sanat üçlemini irdelemiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]

c) Naif Sanat Eğilimi :

Doğal, saf, yapmacıksız, anlamına gelen naif kavramı, gerçeği ve doğayı yeni bir gözle gören, yeniden çizen, tecrübesiz ve inceliksiz bir üslubu geliştiren sanatçıları adlandırmak için kullanılır. XX. Yy başlarından beri bu üslubu kendilerine mal eden sanatçılara “naif sanatçılar” denmiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
XX. yy’ın başında Avrupa’da büyük sükse yapan[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] naif resim Türkiye’de ancak 1960 sonrasında etkisini göstermiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Bu sanatın kaynağı insan yüreğinin sadeliğindedir. Basit bir yaşantı, günlük davranışlar, sevimli bir evren içinde çiçeklerle, çocuklarla, yıldızlarla neşeli bir bayram havası içinde açık, anlaşılır, ayrıntıcı bir9 görsel dille yansıtılmaktadır. Naifler üzerine değişik yorumlar ve tartışmalar yapılmaktadır. En önemli tartışma konularından birisi de naif ressamın sanat eğitimi almış almasıdır. Kimileri de sanat eğitimi alan birisinin naif olmayacağını, hatta genel bir eğitim bile sanatçının naif özelliklerini bozduğunu savunmuşlardır. Naif olabilmek için hiçbir eğitim almamış olmayı, saf yürekle içgüdüsel olarak resim yapmak gerektiğini savunmuşlardır. Fahir Aksoy’da “Naif Sanat ve Türk Naifleri” kitabında sanatçıları eğitimli-eğitimsiz olarak ayırmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Naif anlayışı, 1955’den sonra Türkiye’de “Primitif” dediğimiz ressamların yapıtlarında rastlanmıştır. Hüseyin Yüce (1928), bu tarihten sonra kendi duyarlılığı ile ortaya koymuş, saf ve ilkel bir yaklaşımı hiçbir etki altında kalmadan, özgün düzenlemeleriyle gerçekleştirmiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] 1960’dan sonra naif anlayışta yapıtlar veren Fahir Aksoy (1917), çocuksu bir coşkuyla dile getiren Oya Katoğlu (1940), halk yaşantısını, minyatür tarzı, iki boyutlu resim esprisini işler olay ve figürlerin saf, sade bir yaklaşımla düzelmesi, yöresel nitelikli konuların çocuksu bir anlatımla ele alınması ondaki naifliği içerir. 1967’den sonra naif sanatçılara katılan Yalçın Gökçebağ (1944), 1971’de ince, titiz bir işçiliğin ve naif bakışın ürünü olan biçiminde, 1978’den sonra başarılı yapıtlar vermiştir. Türk naif sanatçılar içinde literatürde yer alan Cihat Burak, eserlerinde naif bir anlatıma yönelmiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Bunlardan başka naif anlayışta resim çalışanlar Nedim Günsür, İlhan Cemal Karaburçak, Turgut Zaim, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Arslan Gündeş, Aziz Alpagut, İbrahim Balaban, Leyla Gamsız, Şükriye Dikmen, Fatma Ege, Hüseyin Bilişik, Nadide Akdeniz, Cihat Burak, Hüseyin Yüce, Fahir Aksoy, Oya Katoğlu, Belkıs Taşkeser, Mehmet Ali Resimcioğlu, Hikmet Karaburçak, Berna Türemen, Ayşe Özel, Uğural Gofuroğlu, Bayram Gümüş, Şeyho, Yalçın Gökçebağ vb. adlar sayılabilir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]

d) Renkçi – Lekeci Sanat Eğilimi :

Türk resminde renkçi – lekeci figürasyon eğiliminde, Bedri Rahmi Eyüpoğlu atölyesinde yetişmiş bir grup sanatçı bulunmaktadır. Bunlar 1950'’e Bedri Rahmi Eyüpoğlu'’un fov sanat anlayışından etkilenen ve renkle birlikte leke öğesini de başarıyla değerlendiren Turan Erol ve Orhan Peker lekeci yorumla özgün yapıtlar vermişlerdir. Her iki sanatçının bu yıllarda yoğunlaşan yöresellik anlayışına, lekeci bir eğilim içinde yaklaştıkları görülmektedir.
1960 başlarında toplum ve insana yönelen ilgi resmin toplumsal iletişim yöntemlerinden biri olarak kavranması, figüratif yönden yeni figür araştırmalarını yoğunlaştırmıştır. Bu yıllarda somut kavramlar önem kazanmaya başlar. Yeni figüratif eğilimde Türk kültür tarihinde oluşturmaya başlayan kavramsallaşma önemli etki yapmıştır. Türk figüratif resminde içerik yönünden, kişisel yönelimlerle ortaya çıkan bu gelişme, Türk resmini çağdaş yorumlara ***ürme yönünden önemli olmuştur.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]

e) Yeni – Figürasyon Eğilimi :

Yeni figüratif resim kendini bireysel çıkışlar olarak duyurmaktadır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] 1960’larda Türk ressamlarınca ele alınan yeni figür yorumu, geleneksel değerlere karşı ko***** anlatım ve içerikle tam ifadesine kavuşmaya başlamıştır. Bu eğilim iki yönde gelişmesini göstermiştir. Bunlar dışavurumcu – sürrealist anlatım ve toplumsal eleştirel gerçekçi anlatımdır.
Dışavurumcu-Sürrealist anlatımdaki sanatçılardan 1960’da figüratif resim dalında yeni bir kişilik olarak Cihat Burak; fantastik, eleştirel-gerçekçi ve naif nitelikli yapıtlar ortaya koymuştur. Mimar olan sanatçı, bu çalışmalarında renkten çok çizgisel anlatıma kadar inen bir gözlemeye yer vermiştir. Figürleri birer ruhsar form durumu yansıtır. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Mehmet Güleryüz, Kamet, Neşe Erdak, Mustafa Ata, Alaattin Aksoy, Yusuf Taktak, Şenol Yorozlu, Hale Arapçıoğlu, Nur Koçak, Hüsamettin Koşan, Ergin İnan, Özdemir Altan, Kemal İskender, Balkan Naci İslimyeli gibi sanatçılar bu eğilimin sanatçılarındandır. Yeni figüratif resmin yaygınlaşmasındaki bir neden Türk resminde bir içerik ve gereksinimdir. Bu tür resimler dışarıda figüratif resme dönüşten de güç olmaktadır.
Yeni figüratif sanatçılar üslup farklılıkları içinde çalışmaktadırlar. Bugün batıda olduğu gibi, Türk resminde üslup bir akım ve yaklaşım türü içinde sanatçıyı bağlayan genel bir biçim ortaklığı olmaktan çıkmış, kişisel bir kendini anlatış tavrı olmuştur. Bu bireysellik resme belirli bir çeşitlilik getirirken, izleyici ile birçok sanatçının katıldığı ortak bir üslubun ve anlatım diliminin kurabileceği ilişkiyi ya da sağlayabileceği yoğun ilgiyi bulamamaktadır. Öte yandan, yeni figürasyon sanatçıları konularını, izleyici ve toplum için daha can alıcı, dolaysız olarak izleyicinin psikolojisine daha etkili olabilecek alanlarda aramaktadır. Bunlar, ya apsişik bir dünyanın gerçekleridir ya da toplumsal değerleri gündeme getiren konular olmaktadır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Alaattin Aksoy (1945), Dışavurumcu – Sürrealsit anlatımdaki yapıtlarında; Figürleri boşlukta uçuyor, yüzüyor gibi işleyerek masalsı bir dünyayı dile getirir. Tüm resim tarihi içinde bu anlayışın olgun örneklerini ve Ergin İnan (1943), 1968’den itibaren psikolojik kökenli portreler oluşturmaktadır. Böcekler ve embiryonik insanları konu alan sanatçı, simgeler arasında kurulan görsel ve simgesel ilişkileri işler.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Coşkun Gürkan (Kamet) (1942) tek, iki ya da üçlü figür gruplarının yer aldığı yapıtlarında, mizah yüklü bir anlatıma yönelir. 1971’den sonra yoğun bir şekilde etkinliğini sürdüren Balkan Naci İslimyeli (1947) ise önceleri masal dünyasını resmettiği eselerinde çizgisel anlatımın üstün geldiği fantastik yönelimli çalışmalar yapmıştır. Akademik resme tepki olarak halk resmi yaklaşımlı figürasyona yönelmiştir. Buradan hareketle kendi figür biçimlenmesini simgesel bir yapıda oluşturdu. Ömer Kaleşi (1932), insan psikolojisini irdeleyen tek figürlü düzenlemeleriyle dikkati çekmektedir. Mustafa Ayaz (1938) çoğu kez dışavurumcu bazen de fantastiğe varan yapıtlar ortaya koymaktadır. Sanatçı özellikle kadın gerçeğine eğilmekte, bilinçaltı dünyasının köylü ve kentli kadın karşıtlığını tüm biçim ve içerik yapısıyla ele almaktadır. Fantastik – Gerçekçi anlatımda 1970 sonrası diğer sanatçılar, Ertuğrul Oğuz (1923), Erol Dereç (1914) ve Cengiz Kabaoğlu’dur (1953).[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]

f) Pop Sanat Eğilimi :

1970’lerde yeni figüratif eğilimler pop sanat anlayışı, Özdemir Altan’ın (1931), çağdaş endüstri üretimi ve insanın karşıtlık içinde ve dinamik renkli bir estetikle anlatıma soktuğu yapıtlarında ortaya çıkar. Sanatçı, fotoğraflar ve baskı aracılığıyla biçimlerin eriştikleri yeni anlatımları model almakta pop sanatı esprisinin tablolarında yansıtmaktadır. Diğer bir sanatçı Güngör Tamer (1941)’dir. Koyu ton üzerinde oluşturduğu dinamik yapıtlardaki kurgu ile çağın hız, zaman ve mekan kavramını ifadeye yönelmiştir. Zekai Ormancı, 1946 ise 1974’den sonra konusal yaklaşımlarla tasarım olgusunu başarıla ortaya koyan yapıtlar gerçekleştirdi.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Gülsüm Karamustafa ise (1946)’da kötü beğeni estetiğini eleştiren bir yaklaşımla ve pop etkili bir anlatımla işlemiştir. 1965’den sonra bu çalışmalara hız veren bir diğer sanatçı Timur Kerim İncedayı’dır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] Sanatçı konularını kent yapısında olmakta, bu çevre insana düşünce ve duygularının endüstri ürünleri ve biçimleriyle ilişkilerini karşıtlık içinde oluşturmaktadır. Reklam malzemelerinin bir araya getirilmesi biçimde gerçekleştirdiği eserlerinde, hazır yapılmış nesnelerden yararlanan Nur Koçak (1942), ise bu yolla sanatı geniş kitlelere ulaştırmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1976’dan sonra aile albümünden seçtiği fotoğraflarla Türkiye’de (Posta Sanat) uygulamalarını ilk kez başlatan yine Nur Koçak olmuştur.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Pop sanatı içinde nazar boncuklarını kullanarak optik sanat eğilimli düzenlemelerine 1945’de başlayan Gencay Kasapçı (1933), sonra Termiye adlı tahıl parçalarını tutkal ile yapıştırarak suluboya ve yağlıboya tekniklerini birlikte kullandığı kompozisyonlar oluştur. Sonsuzluk prensibine dolaylı sonsuz mekan anlayışını; dinamik, renkli yüzeylerle dile getirmiştir. Aynı temelden hareketle ulaştığı son resimlerinde; fırça darbeleri ve ton karşıtlıklarıyla ortaya çıkan titreşimler, dinamik yapılı yüzeyler oluşturmaktadır. Bunlarda doku, renk, benek, hareket, ışık, gölge öğeleri egemenliğinde, üç boyutluluğu vermektedir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]

g) Öteki Sanat Akımları :

1975 yılından bu yana 20.yy’ın çeyreğindeki ana eğilimleri yansıtan çabalar, resim sanatı alanında ürün veren gençlerle terimsel olunmaktadır. Daha önce ana çizgileri belirlenmeye çalışılan soyut yaklaşımları, kavramsal sanata dönük araştırmalar bir yana bırakılırsa, karşılıklı sürdüren bir oluşum içinde olunmaktadırlar.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1977 yılından bu yana Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin iki yılda bir düzenlediği sanat bayramları kapsamında yer alan yeni eğilimler sergileri, bu türden eskinin aşılmaya çalışıldığı deneysel uğraşları içermek ve ödüllendirmektir.
Yeni eğilimler sergilerindeki yapıtlar ve öğütler göz önüne alındığı taktirde, amacına oldukça ulaşmış olarak nitelendirilebilirler. Yenilik daima bir gelişmenin bu özelliğinden ötürü yadırgayıcı bile olsa sanatsal evrime yaptığı katkı dikkate alınarak, hak ettiği ödüle kavuşmalıdır.
Üslup yetenekleri açısından bazı düzey ayrımları bulunmasına karşın tuval resminde yeni gelişmeler sağlayan gençlerin, etkin bir sanat potansiyeli oluşturdukları açıkça belirtilebilir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Figüratif resim alanında etkilendikleri biçim kaynaklarını zorlayan ve bunu yeni içerik değerlerine kavuşturmaya çalışan sanatçılar arsında Aydın Ayan, Mustafa Ata, ve Zekai Ormancı’nın önce gelen bir yerleri bulunduğunu görüyoruz.
Seyyit BOZDOĞAN, Kemal İSKENDER, Gökhan Anlayan, Atilla Tos, Mehmet Mahir, Nedret Sekban, Hüsnü Koldaş, Mevlüt Akyıldız, Halit Aydoğdu, Mehmet Gülsür ve Kasım Koçak gibi sanatçılar, figüratif düzen bileşimlerinin, her birinden ayrı bir üslup belirginliğini kazanan diğer ölçülerini yansıtmak çabası içindedirler.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1960’dan sonra izlenimci ve dışavurumcu öğeleri yapıtlarında yansıtan Nüzhet İslimyeli (1913), izlenimci anlayışta Saim Konra (1897), Nüman Pura (1905) ile Kübist ve dışavurumcu eğilimleri yansıtan Mazhar Aykut (1911), Münip Özben (1932), dışavurumcu anlayışta Duran Karaca (1934), Cavit Atmaca (1931), Ülker Muncuk (1923), Adnan Varımcı (1918), Yaşar Yeniçeri (1931), Hüseyin Bilişik (1923) sayılabilir. Lekeci anlatımda 1970’den sonra Sabri Akça (1936), Nejdet Kalay (1933- 1986), Hasan Pezmezci (1945), Oya Kınıklı (1941), Habip Aydoğdu (1952), Vedat Can (1940) ile doğa soyutlamaları ile Veysel Günay (1948), 1980’lerde Hüsamettin Koçak (1946) vb. sanatçılarla, soyut ve soyutlamak sentezinde, Şadan Bezeyiş (1926), Zahit Büyükişleyen (1946), Hayati Misman (1945), Hüseyin Bilgin (1942) vb. gibi sanatçılardır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]

h- Yeni – Dışavurumcu Sanat Eğilimi:

Türk resminin, 1980’lerde Yeni-Dışavurumcu sanat eğilimi ile gösterdiği Batı’ya koşut gelişim çizgisi Yeni-Figürasyon Eğilimi’nin dışavurumcu tavrından temellenir. 1960’lı yılların deneyimlerinden yararlanan 1970’li yılların çözümleyici uygulamaları, üslup çeşitlerini zenginleştirdiği gibi, Yeni-Dışavurumcu eğilimlere de olanak sağlamıştır. Batıda birçok ülkede aynı anda görülen ve uluslar arası ortak bir sanat tavrını ortaya koyan bu akıma Türk Sanatçılarının katılımı; Batılı örneklerinin etkisinden çok, kişiliklerinin dışavurumcu nitelikleri ve sanatsal gelişimler ile birlikte, 1970’li yıllardaki sosyo-politik baskıların yarattığı içe dönüklük ve son on yılda da toplumda gençliğin bireyselliğini kanıtlama çabası ile meydana gelmiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Sanatçılar, en kişisel düş gücü ile özgürce yapıtlarını fırça vuruşları ile, rengin daha canlı ve içgüdüsel, konturların daha keskin ve kalın, çarpıcı açık-koyu lekeler dekoratif unsurlar, deformasyon, soyutlama, soyut-somut karşıtlığı içinde coşkulu bir anlatımla dile getirmişlerdir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Mehmet Güleryüz, zaman zaman fantastik ve mecazi bir içerikle, simgelere ağırlık vererek, kentsel yaşamın insan ruhunun yarattığı güncel sorunları, çizgisel, kalın boya tuşlarının, hızlı, güçlü, özgür el hareketleriyle; Bedri Baykam (1957), boyanın serpme ve püskürtme biçiminde kullanılması yanında, leke ve çizgilerle, kolaj ve kazıma tekniklerini birlikte kullandığı yapıtlarında, insanla yaşam arasındaki çelişkiyi soyut-somut çekişme biçiminde; Hale Arpacıoğlu (1951), kadın figürlerini mekan içinde, dinamik ve psişik bir anlatımla; Mustafa Ata (1945) gizemli bir anlatımla geniş, atak fırça vuruşlarını oluşturduğu çok renkli, figür soyutlamalarının, yoğun hareketlilik içindeki çabaları ile; Şenol Yorozlu (1950), açık-koyu lekelerle ulaştığı figür soyutlamalarında, duygularımızı, coşkuları ve psişik gerilimleri; Yasemin Şenel (1953), Doğulu renk coşkusu egemenliğinde figür soyutlamaları ve zekici unsurları özgürce kullanmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] Fuat Acaroğlu (1951), insanın çevresi ile olan çekişmelerini renk dokusu ve figür soyutlamaları ve masklarıyla; Hüseyin Ertunç (1947), renklerin duyusal etkilerinden yararlanarak, psikolojik çözümlemelere yönelmesi ile kendilerinden söz ettirmişlerdir.
Yeni-dışavurumcu sanat anlamına, 1980’lerin ortalarından günümüze kadar yirmiye yakın yeni sanatçıların katılımı bu akımın genişlemesine neden olmuştur. Özellikle simgesel anlatıma ve varoluş sorununa ve bireysel yaklaşımlar, yeni kuşak sanatçılarının, çok boyutlu bir düşünce içinde, kendilerine özgü biçimde yeni bir bilinçlenme aşamasını yansıtmaktadır. Özgür yaratıların ortaya koyduğu üslup çeşitleri biçimde, Türk resmine yeni bir dinamizm getirmiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]


2. DİĞER GRUPLAR :

Sözünü ettiğimiz sanat toplulukları dışında kuruluşu daha eskiye dayanan günümüzde de sürdürmekte olan gelenekselleşmiş sanat dernekleri bulunduğu gibi, belli bir araya gelen ve ilk sergiden sonra dağılan etkinlik göstermeyen girişimlere de zaman zaman rastlanmıştır.
1908’de “Osmanlı Ressamlar Cemiyeti” kurulmuşken, adı 1921’de “Türk Ressamlar Cemiyeti”, 1926’da “Türk Sanayi-i Nefise Birliği”, 1929’da “Güzel Sanatlar Birliği”, 1973’de ise “Güzel Sanatlar Birliği Resim Derneği” olarak değiştirilen topluluk, bugün yaşayan en eski sanat topluluğudur. Bu topluluğun üyeleri genellikle izlenimci anlayışına yakın eğilimlere bağlıdır. 1942’de Ankara’da kurulmuş olan “ Profesyonel Ressamlar Grubu”nun amacı o yılların yöresel ve ulusal kaygılarını yansıtmaktı. 1970’te kurulan “Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği”nin, “Altılar Grubu”nu, 1970’te kurulan “Gerçekçiler Grubu”nu, 1975’te kurulan “Görsel Sanatçılar Derneği”ni ve 1976’da kurulan “Türkiye Muharip’ler Derneği Plastik Sanatçılar Kolu”nu son dönemin sanat toplulukları olarak sayabiliriz.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Kaya Özsezgin’e göre günümüz Türk resmindeki başlıca yönelişler şu gruplar altında toplanmıştır:
1- Genellikle izlenimci bir anlayış doğrultusunda, kazanılmış deneylere bağlı kalarak, çalışmalarını kararlı bir çizgi üzerinde sürdürenler.
2- Eski deneyleri, yeni anlayışlara doğru genişletenler, biçimci ve inşaacı eğilimde yapıt verenleri.
3- Yöresel görünümleri ve bizim insanımızı çağdaş bir anlayışla yorumlayanlar.
4- “Naif” ressamlar, resimlerinde belirli ölçülerde “naif” öğelere yer verenler.
5- Eleştirel toplumsal ya da toplumcu gerçekçiler.
6- Fantastik gerçekçiler, Türk resmine özgün bir kişilik katmak isteyenler.
7- Non-Figüratifler ya da soyutçular[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Bugün yaklaşık 150 yıllık bir geleneğin ürünü olan çağdaş Türk resim sanatı, Batıdaki gelişmelere uygun olarak, okul ya da gruplara bağlı olmaksızın kişisel planda yaratıcı etkinliklere tarihsel gelişmenin geleceğe uzanan örneklerini vermektedir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] Bugünkü Türk resminin geleceği, Avrupa resim sanatına kaynak olan eski sanatlarımıza bir köprü kurmuştur. Günümüz Türk ressamları da çoğunlukla bu köprünün üzerindedir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]





























BÖLÜM III


I. CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK RESSAMLARI


A. 1950’ye Kadar Sanat Gelişimi İçinde Yer Alan Sanatçılar :

1. Modern sanatçılar :

a- Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği sanatçıları :

ALİ ÇELEBİ (1904 - ) :
İstanbul Bakırköy’de Mektupçu Ahmet Suphi Bey ile Raziye Evranos Hanım’ın 12. Çocukları olarak doğmuştur. Ailesi Konya’dan Rumeli’ye göç ettikten sonra uzun zaman bu yörede yaşamış, büyükbabasından bu yana da İstanbul’a yerleşmişti. Babası Ahmet Suphi Bey, Bağdat mektupçuluğundan emekli, birkaç dil bilen aydın bir kişi idi. Ali Avni’nin küçük yaşlarda sanata yönelmesinde babasının önemli bir katkısı olmuştur.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
İlköğrenimine, Bakırköy’deki Taş Okulu’nda başlamıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] 1916’da Vefa Lisesi’ne girmiştir. Birinci Dünya Savaşı yıllarında iki kardeşini, Doktor Mehmet Selahâttin’i ve Sina Cephesinde Hasan Şükrü’yü iki yıl ara ile kaybetmiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] 1918 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne (Güzel Sanatlar Akademisi) kaydını yaptırarak hazırlık sınıfında Hikmet Onat’ın öğrencisi olmuş ve atölyesinde antik heykellerden çizimler yapmış, resim bilgisiyle de tekniğini geliştirmiştir. 1920’de İbrahim Çallı’nın atölyesine geçerek canlı modelden çizim ve yağlı boya çalışmalarına başlamıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] 1922 yılında heykel sanatçısı arkadaşları Kenan Yontuç’la ve R.Aşir Acudoğu ile birlikte Almanya’ya gitmiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] 1922’de üç arkadaş Münih’e giderler ve kısa bir zaman sonra Zeki Kocamemi’de onlara katılıyor ve hep birlikte de Helnemann’ın atölyesine yazılmışlardır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] İki ay kadar Hans Hofmann’ın özel atölyesine devam ettikten sonra Berlin’e giderek Berlin Güzel Sanatlar Akademisi’nde Prof. Dr. Kleine’ın atölyesinde kısa bir süre çalışmıştır. Bu arada Hoffmann’ın resim kurslarını izleyen Ali Avni Çelebi, Münih Güzel Sanatlar Akademisi’ni kazanarak bu okulda Prof. Gröber’in yanında bir yıl süreyle de eğitim görmüştür.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] Dört yıl Hofmann atölyesinde başarılı eğitim gören Ali Çelebi Hoffmann’ın asistanlık teklifini burs karşılığı borçlandığı zorunlu hizmet nedeniyle değerlendiremeyen Çelebi, 1927 yılında Türkiye’ye dönmüştür.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
İstanbul’a 1927’de dönen Ali Avni Çelebi, Konya Kız Öğretmen Okulu’nda kısa bir süre resim öğretmeni olarak atanmış fakat bu görevi de bir ay kadar sürdürmüştür. Askerliğini İstanbul’da Harp Akademileri’nde desinatör sergiler düzenlemekte olan “La Societe des Artistes İndependants’dan olacak ve Ali Avni, öteki arkadaşlarıyla birlikte” Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nin 1930’lara doğru Türkiye’de yenilikçi akımları geliştirmesinde öncülük görevini üstleneceklerdir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] 15 Temmuz 1929’da Ankara Etnografya Müzesinde ikinci sergisini, aynı yıl İstanbul Türk Ocağı Salonunda düzenlemiştir. O yıllarda Maskeli Balo, Kırda Dinlenen Kadın, Pedikürcü, Berber gibi eserlerini hazırlayan Ali Avni Çelebi, 1930’da yeniden Münih’e gitmiştir. Ankara’da üçüncü grup sergisinden sonra açılan İstanbul’daki dördüncü sergi, grubun en önemli gösterisi olmuştur. Basında geniş yankılar uyandıran bu serginin arkasından Ali Avni, 1932 yılında Münih’ten yurda dönecek ve Güzel Sanatlar Akademisinde askerlik görevi için ayrılan Refik Ekipman’a vekaleten akşam kurslarını yönetecektir. Ayrıca desenlerinden ve yağlı boya resimlerinden oluşan İstanbul Saray Sineması girişinde ilk kişisel sergisini açmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] Ancak akademideki kuşak çatışması su yüzüne çıkmış ve izlenimci ressamlarla yenilikçi grup arasındaki sürtüşmeler sonunda Ali Avni, akademiden ayrılmak zorunda kalmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü kadrosunda desinatörlük yapmıştır. Üç yıl sonra da Güzel Sanatlar Akademisi’ne nakledilmiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] Bu görevini 1938 yılında yeniden Güzel Sanatlar Akademisi’nde asistan olarak atanmasına kadar yürütmüştür. Aynı yıl Halkevleri Genel Merkezi tarafından düzenlenen “Ressamların Yurt Gezisi” programı içinde 2 aylığına Malatya’ya gönderilmiştir. Orada da 5 yapıt gerçekleştirmiştir.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
1936’da başlayan “Reform” hareketleri, Levy’nin resim bölümü şefliğine getirilmesinden sonra, akademi dışına itilerek küstürülen öğretim üyeleri birer ikişer eski yuvalarına dönemeye başlamışlardır. Onlardan birisi de Ali Avni Çelebi’dir. 1938’in Temmuz ayında Levy’in asistanı olarak başladığı yeni görevini, “yaş haddi”nden emekliye ayrılacağı 1967’ye kadar sürdüren sanatçı, 1938’de annesini kaybetmiştir. CHP’nin ressamlara yurt gezileri düzenleyerek yeni bir kültür programı uyguladığı dönemde, Ali Çelebi 5 yıl ara ile iki kez 1938’de Malatya’da, 1943’te ise Bilecik’tedir. İkişer ay kaldığı bu yörelerde, yurt peyzajını değerlendiren çalışmalar yapmıştır. “Çam Korosu”, “Dalgalı Deniz”, “Adalardan”, “Çamlık”, “Portre” ve “Çocuk Portresi” adlı tablolarıyla Müstakiller grubunun bir üyesi olarak katıldığı 1944’teki 6. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde, birincilik ödülüne hak kazanmıştır.[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...]
Ali Avni Çelebi 1956’da Güzel Sanatlar Akademisi’nde kendi adıyla söylenen atölyesinin başındadır. Amacı, öğrencinin doğayı “doğru olarak” öğrenmesi ve fantezi ile ilişkilerini kesmesidir. “Egzajere” hakkı, konuyu yıkmayacak biçimde olmalı idi.
Öğretmen Cemile Gençalp Hanım ile 1957’de evlenen Ali Avni, 1962’de bir aylı inceleme gezisi için Münih’e giden 1966’da Tahran iki yılda bir sergisinde birincilik ödülü almıştır. 1967’de akademideki görevinden emekliye ayrılan Ali Avni Çelebi 1975’de, uzun bir ara