| Haber Arşivi Dünyada ki gelişmelerden anında haberdar olun. |
| Tags: bitirmeye , calisiyor , liseyi , yasinda , yildir |
![]() |
| | #41 (permalink) |
| • Eski Emektar ![]() Giriş: Nov 2006 Yaş: 31 Mesaj: 4,731
Rep Gücü: 9906 Rep Puanı: 5149 Seviye: Ettiği Teşekkür: 0
5 Mesajına 6 Teşekkür Aldı
| İspanyol kadınların Türk erkeği tutkusu Dergi, İspanyol kadınların Türk erkeklerine olan tutkusunu anlatıyor İspanya'nın yüksek tirajlı ABC gazetesinin cumartesi günleri ek olarak verdiği ''Mujey Hoy'' dergisi, İspanyol kadınların Türk erkeklerine olan tutkusunu geniş bir şekilde ele aldı. Evli İspanyol bir kadının turist olarak gittiği İstanbul'da rehber bir Türk'e aşık olarak hayatını değiştirmesini konu alan İspanyol yönetmen Vicente Aranda'nın "La Pasion Turca" (Türk tutkusu) adlı 1994 yapımı filmi halen İspanyolların gözündeki Türk erkeği imajını oluşturuyor. "Mujer hoy" dergisi, "Türk Tutkuları" başlığı altında verdiği röportaj haberde, 50'den fazla İspanyol kadının hayatını Türk erkeklerle paylaştığını ve Türkiye'de yaşadığını belirtti. Haberde, İspanyol kadınların her birinin farklı bir aşk hikayesi olduğu, ancak çoğunun orta sınıftan Türk erkekleriyle evlenip veya beraber yaşayıp, İstanbul'a yerleşmeyi tercih ettiği kaydedildi. "Hiçbir baskı görmeden yaşıyoruz" İspanyol kadınların bazıları "eşlerinden, Türk toplumunun yabancı kadına bakış açısından veya yabancıları korumaya yönelik yasal eksikliklerden" dolayı ufak sorunlar yaşadıklarını söyleseler de genel olarak Türkiye'de "dini veya sosyal ciddi hiçbir baskı görmeden yaşadıklarını" ifade etti. 1994'den beri İstanbul'da yaşayan ve birlikte yaşadığı bir Türk'ten ****** olan Ana Gomez, "Asla benden Müslüman olmamı istemediler. Ailesi asla evlenmemiz için baskı yapmadı" dedi. 1989 yılından beri İstanbul'da olan evli iki çocuk annesi Cristina Monterrey de, "Eşimin ailesi başlarda yabancı ve başka bir dinden olduğum için benden memnun değillerdi, ama kocam beni hep savundu. Benim her zaman öncelikli olduğumu çok açık hissettirdi. Türkiye'de yaşadığımız için çocuklarımızın Müslüman olmalarına karar verdik" dedi. "Mujer hoy" dergisi de Türkiye'de kadın ve erkek arasında eşitliğin sağlanması için halen yapılması gereken çok şey olduğunu savunarak, "Nüfusunun yüzde 98'i Müslüman olan, yüzde 6 ekonomik büyüme kaydeden, yavaş yavaş modernleşen Türkiye'de kadın erkek eşitliği, ifade özgürlüğü yolunda da adımlar atılırken, buna rağmen kadınların sadece yüzde 25.3'ü iş hayatında yer alıyor" ifadelerini kullandı. |
| | |
| | #42 (permalink) |
| • Eski Emektar | Kızılderililer Vahşice katledilip vahşi ilan edildiler Kuzey Amerika’nın kuzeyinde o zaman bulunan dev buzullarda deniz suyunun depo edilmesi sonucu, deniz seviyesi düşüktü. Bunun sonucu Bering Boğazı, Asya’yı Amerika’ya bağlayan bir köprü şeklinde bulunmaktaydı. Şimdi bile Bering Boğazı 75 km genişliğindedir ve Asya ile BERİNG BOĞAZI Alm. Bering-See, Fr. Mer de Bering, İng. Bering Sea. Kuzey Pasifik Okyanusundaki Bering Denizi ile Kuzey Buz Denizi ve Chukchi Denizini birleştiren boğaz. Batısında Sibirya ve Asya'daki Kamchatka Yarımadası, doğusunda Alaska ve güneyinde Aleut Adaları bulunur. Kuzeyden güneye 1500 km, doğudan batıya 2000 km uzunluğundadır. 2.266.250 km2lik bir alanı vardır. En geniş körfezleri batıdaki Anadyr ve Norton Souhd ve doğuda Bristol körfezidir. Başlıca ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. Kuzey Amerika arasında iki ada bulunmaktadır. Kuzey Amerika’da bulunan buzulsuz bir yolla Orta ve Güney Amerika’ya inilebilmekteydi. Başka bir yol da Amerika’nın güneyindeki Pasifik kıyılarına gelen deniz yoluydu. Ancak burası o zamanların deniz vasıtaları için oldukça tehlikeliydi. Bu göçlerden binlerce yıl sonra, Avrupalılar Amerika’yı keşfetti. Hemen hemen her yerde yaşayan yerli kavimler bulunmaktaydı. Ancak sayıları azdı. Avrupalıların kıtaya ayak bastığı sırada Kuzey Amerika’nın tamamında nüfûsun 4,2 milyon, Güney Amerika’nın ise 10 milyon dolayında olduğu tahmin edilmektedir. Avrupalıların Amerika’yı keşfinden sonra Kızılderili nüfusu hızla azalmıştır. Buna Kızılderililerin kullandığı tabiat kaynaklarının Avrupalıların eline geçmesi, Avrupalıların kıtaya getirdikleri bulaşıcı hastalıkların Kızılderilileri telef etmesi ve yapılan katliamlar sebeb oldu. Aslen Asyalı olan Kızılderililer, düz siyah saça, koyu kahverengi göze sahiptirler. Derileri, genellikle orta kahverengi olup, sarımsı kahverengi ile kırmızımsı kahverengi arasında değişir; tamamen kırmızı değildir. Ancak, bazan vücutlarının bir kısmını kırmızıya boyarlar. Kafa ve burun yapıları gibi diğer vücut karakteristikleri de çok farklılık gösterir. Kızılderili lisanları birbirinden oldukça farklıdır. Hiçbirisinin Kuzey Amerika, kuzey yarım kürede bulunan, kuzeyde Arktik Okyanusu, doğuda Atlantik Okyanusu, güneyde Karayip Denizi, ve batıda kuzey Pasifik Okyanusu'yla çevrili olan kıta dır. ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. Avrupa, Asya veya Avrasya olarak bilinen eski dünya kıtasının batısındaki büyük yarımada olan Avrupa, Sami dillerde Erep (yahut Irib) Güneşin Battığı taraf anlamına gelir. Fenikelilerden Yunanlılara geçen bu ad, Yunanca'da Europa olmuş ve Ege Denizi'ne göre batıda bulunan ülkelere bu ad verilmiştir. ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. Afrika’da kullanılan lisanlarla bağlantısı yoktur. Bazı diller, diğer yaygın kullanılanlardan türemiştir. Dilleri gibi kültürleri de birbirinden çok farklıdır. Çiftlik genel olarak yerlilerin ana ekonomik kaynakları idi. Bunun yanında avcı ve balıkçı olanları da vardı. Siyasi organizasyonlarında şehir devletleri yanında, kabile konfederasyonları da mevcuttu. Dini hayatları Aztek ve Mayalarda olduğu gibi müesseseleşmiş ve karmaşık seremonilere sahipti. Ancak bazı topluluklarda bu çok ilkel olup, hastaları iyi etmek, doğum ve cenaze merasimlerinden ibaretti. Yaklaşık 20 tane bitki, Amerika’nın keşfiyle Avrupa’ya geçti. Mısır, Afrika, Avrupa'nın güneyinde, Atlantik Okyanusu'nun doğusunda, Hint Okyanusu'nun batısında ve Antarktika'nın kuzeyinde bulunan kıta. Eski dünya karalarından birisi olan Afrika, 30 218 000 km² yüz ölçümü ile kıtalar arasında Asya ve Amerika'nın ardından üçüncü sırada gelir. Afrika adı, Kartaca'ya ilk defa ayak basan Romalılarca "Afri" veya "Africani" denilen oymakların adından esinlenerek verilmiştir. Afrika adı bu ülkeye Pön savaşları sırasında verilmiştir. ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. tütün, Tütün (Nicotiana), Solanaceae (patlıcangiller) familyasından Nicotiana cinsinden yaprakları sigara yapımında kullanılan bir yıllık otsu bitki türlerine verilen ad. ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. patates, Patates (Solanum tuberosum), patlıcangiller (Solanaceae) familyasından yumruları yenen otsu bitki türleri. Boyu 60-80 cm’ye varan, beyazımsı-pembemsi çiçekler açan, yumruları hariç zehirli otsu bir bitkidir. Bitkinin toprak altında kalan yumruları “patates” olarak bilinir. Bu yumrular nişasta bakımından zengin olduğundan önemli bir besin maddesidir. Patateste nişastadan başka belli bir oranda protein de bulunur; nişasta %20, protein %12'dir. ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. kakao ve Kakao Türkiye’de yetiştiği yerler: Yetişmez. Vatanı tropik Amerika ve Batı Afrika olan, kavliflor bir bitki. (Çiçeklerin yaşlı dal ve gövdelerden çıkması olayına kavliflor denir.) Kakao, theobroma denilen bir bitki türünün kurutulmuş tohumlarıdır.Kahve gibi içilmede kullanılır. 10-15 m boyunda bir ağaçtır. Çiçek ve meyveler ana gövde üzerinde bulunur. Bitkinin ancak 5-6 yaşından sonra meyvelerinden istifade edilir. Meyveler kavun şeklinde, küçük bir hıyar büyüklüğünde ucu sivri, tazeyk ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. yerfıstığı bunlar arasındadır. Kızılderililerden ileri olanlar ahşap işlemeyi, çanak-çömlek yapmayı, dokumayı ve taş işlemeyi bilmekteydiler. Yer fıstığı (Arachis hypogaea), baklagiller (Fabaceae) familyasındantohumlarında %45-60 oranında yağ, %20-30 oranında protein, %18 oranında karbonhidrat, vitaminler ve madensel maddeler içeren, özellikle yağ sanayi ve çerez yapımı başta olmak üzere, sapı kuru ot ve kabuğu da çeşitli şekillerde değerlendirilen değerli bir bitkidir. ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. Astronomi ve ****lurji Avrupa’da olduğu kadar ileri değildi. Ancak bazı konularda dikkate değer ilerlemeler yaptılar. Köpek ve hindi dışında evcil hayvanları bilmezlerdi. Tekerlek Orta Amerika’da oyuncak şeklinde bulunduğu halde henüz kullanılmamıştı. Bakır, altın ve gümüşün kullanıldığı ve bunların kullanılışı ile ilgili tekniğin oldukça ilerlediği bilinmemekteydi. Kızılderililer Avrupalılarla karşılaştıklarında teknolojik bakımdan yaklaşık 3000 yıl gerideydiler. Bu gerilik sayılarının az oluşuna dışarıyla irtibatlarının bulunmamasına ve yeni bir kıtaya yerleşmek için harcadıkları zamana bağlanabilir. Kızılderililer, Avrupalı işgalcilerin katliamlarından asırlarca kurtulamadılar. ABD’nin resmi organlarınca katledildiler. En çok kelle getiren Kızılderili avcılarına mükafatlar verildi. Kızılderili kellelerinin teşhir edildiği bir müze kuruldu. Ülkenin en verimli topraklarından sürülen Kızılderililer, ancak 1924’te vatandaşlık hakkına kavuşabildilerse de bugüne kadar horlanmaktan kurtulamadılar. Astronomi (Yunanca: astron "yıldız" ve nomos "yasa"), GÖKBİLİM olarak da bilinir, bütün gökcisimlerinin ve evrende dağılmış olan yıldızlararası maddenin kökenini, evrimini, bileşimini, uzaklığını ve hareketini inceleyen bilim. Gökcisimlerinin ve evreni oluşturan maddenin fiziksel ve kimyasal özelliklerini konu edinen astrofizik bu bilimin bir dalıdır. ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. Amerika’nın yerli halkına ortak olarak verilmiş olan Kırmızı Hintliler (Red Indians) adı yanlıştır ; bu ad onlara İspanyollar tarafından verilmiştir . Zira Amerika ile ilgili bilgi başlıkları. ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. İspanyollar Amerika’ya geldikleri zaman Hindistan’a ulaştıklarını zannetmişlerdi. Kırmızı Hintli (Red İndian) terimi de doğru değildir. Avrupalılar Yeni Dünyaya çıktıkları zaman vücutları kırmızı boyalı insanlarla karşılaşmışlardı. Bu, bazı törenlerde onların adetiydi. Amerika yerlilerinin derileri sarımtırak beyaz ve esmerdir, fakat hiçbir zaman kırmızı değildir. Karışıklığı önlemek için antropolojistler kendi kendini yeter derecede açıklayan Amerika Hintlileri (Amerindiens) terimini meydana getirmişlerdir. Bu terim İspanyol güney doğu Avrupa'nın İber Yarımadası'nda yer alan İspanya'nın yerli halkına verilen isimdir. Bunun yanı sıra, en büyük kısmı Latin Amerika'da olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde İspanyol kolonicilerinin soyundan gelen önemli sayıda İspanyol yaşamaktadır. ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. Eskimolar hariç bütün Amerika yerlilerini içine almaktadır. Amerika yerlileri tek bir ırktan mı oluşmuştur? Bu soru çok defa tartışılmıştır. Yüz yıl kadar önce İsveçli Retzius burada üç ırk ayırt ediyordu. Başkaları bunu sekize kadar çıkarmışlardır. Fakat uzmanların çoğu , özellikle yerlileri bizzat yerinde incelemiş olan Amerikalı bilginler bunların aynı bir ırk içinde sınıflanmasını haklı gösteren bir aile havzasının mevcut olduğu fikrindedirler. Bazılarının dediği gibi “bir yerliyi yakından gören kimse bütün yerlileri görmüş demektir” sözüyle yetinmeyip onlarda mevcut ortak çizgilerin tümünün tanınması yoluna gitmek gerekmektedir. Amerika yerlilerinin boyları çok kısa olmamakla beraber değişmektedir; fakat vücut daima tıknaz ve topludur. Boyun kitlevi, göğüs geniş ve derindir ; omuzlar kalçalar kadar geniştir ve gövde biçimsiz şekilde uzun olup bel bölgesinde hatta kadınlarda bile bir daralma göstermez. Deri koyu esmerimsi sarıdan açık sarıya, hemen hemen beyaza kadar değişir. Yukarıda da belirttigimiz gibi asla kırmızı değildir. Yeni doğmuşlarda mongol lekesi son derece fazladır. Sarı ırklarda olduğu gibi saçlar siyahtır ve kalındır, kesiti yuvarlaktır. Sakal seyrektir, yanaklar üzerinde hemen hemen hiç yoktur. Beden kılları azdır. Kafa deformasyonu adetinin çok yaygın olması nedeniyle baş şeklini takdir etmek çok defa güçtür. Gerçek dolikosefal nadirdir. Yüz geniştir . Daima çıkık olan elmacıklar, köşeli ve kuvvetli bir çene ile yüzün ifadesi az anlamlıdır. Burun iyi gelişmiştir, gerçek Mongollardaki basıklık burada yoktur ;fakat Avrupalıların burunlarından daha etkilidir. Gözler koyu renk ve hafifçe eğridir. Çok kez, ve özellikle çocuklarda hafif bir mongol pilisi vardır. Bunlara mahsus bir karakter de kesici dişlerin arka yüzünün yukarı kısmının kürek şeklinde oyuk olmasıdır. Bütün bu çizgilere fizyolojik soydan olan diğerleri de katılmaktadır. İlkin 0 kan grubunun fazla oluşu. Bunun yalnız saf kan yerlilerde böyle olduğu iddia edilmemiştir. Olaylar bu hipotezi teyit etmemiştir. Fakat % 80-90 oranında mevcut olduğu da nadir değildir. Yeni dünya’nın kuzeyinde olduğu kadar orta ve güneyinde de böyledir. Diğer bir genel karakter nabızların yavaşlığıdır. Buna mentalitedeki garip bir benzerliği de ilave etmek lazımdır. Amerika’nın bir ucundan öteki ucuna kadar bütün yerliler soğukturlar, suskundurlar. Bu yönden diğer birçok ırklarla , hatta Eskimolarla, açık bir çelişki halindedirler. 86 küçük kabileye ait toplam1000 kişi civarında yerli nüfusu yukarıda yer almamıştır. Kaynak: (U.S. Department of Commerce “Güney-Pasifik Yerlileri: Bu bölgede birçok kavim bulunur. Bunların arasında Colomb’dan önceki Amerika’nın büyük medeniyetlerini geliştirmiş olan Aztek veya Nahau’lar, Güney Meksika’da çok ileri bir topluluk yaratmışlardır. Yukatan ‘da Maya’lar henüz daha çözülmemiş hiyerofik bir yazıya sahiptiler . Cordillere’lerde Aymar’lar ve Quichua’lar İnka imparatorluğunun temeli olmuşlardır. And’ların güneyinde bulunan Arokan ‘lar aynı ırka mensupturlar”. “Güney-Atlantik Yerlileri: Esas itibariyle büyük Brezilya ormanını işgal ederler. Boyları ortalamanın altındadır. Bu yerliler birçok kabileleri meydana getirirler. Bunların çoğu Avrupalıların etkisinden tamamiyle uzak kalmışlardır ;bazıları bugün bile az bilinmektedirler. En yalıtılmış olanlarından biri Ekvator’un Amazon yamacındaki kelle avcıları yani Jivaro’lardır”.Jivarolar beyaz yağmacıların katliamlarından Amazon’un derinliklerine kaçarak kurtulmuşlar ve bölgelerine kimsenin girmesine izin vermemişler ,bunu deneyenlere de çok acımasızca davranmışlardır. Kelle avcıları denmesinin sebebi budur. Bu küçük kabileler beyazlarla melezleşmemişlerdir, fakat eski esirlerin soylarından olan Boni zencileriyle bazı melezleşmeler olmuştur “Amerika’nın keşfi sırasında Antil’lerde Karaipler oturuyorlardı. Bunlar Avrupalılarla ilk temasa giren yerliler olmuşlardır. Karaipler kıtalarındaki kendi cinsleri tarafından tamamiyle yahut hemen hemen tamamiyle yok edilmişlerdir”. İnsan Irkları Prof. Henri-V. Vallois AMERİKA YERLİ KABİLELERİNDEN BAZILARININ İSİMLERİ Abenaki, Absarokee, Algonquain, Alabama, Anasazi, Anishinabe, Asbinboine, ,Apache, Arikara, Arapaho, Athapaskan, Blackfeet, Caddo, Cherokee, Cheyenne, Chinook, Chippewa, Choctaw, Comanche, Costanoan, Cree, Creek, Crow, Delaware, Flathead, Gros, Hopi, Hawaiin, Hidatsa, Ioway Nation, Iroquois, Karuk, Kaw, Kiowa, Miccosukee, Micmac, Miwok, Mohawk, Navajo, Nipmuc, Nez Perce, Nisga, Omaha, Ohlone (Costanoan), Ojibwa, Ojibway, Oneida, Oto, Papago, Pawnee, Penobscott, Powhatan, Ponca, Potawatomi, Paiute,Quapaw, Sarasi, Seminole, Sioux, Shoshone, Taino (Timucua), Tonkawa, Tsimshian, Ute,Ventre, Wabanaki, Winnebago, Wyandot,Yahi, Zuni . AMERİKA YERLİLERİ ASYA’DAN AMERİKA KITASINA NE ZAMAN GEÇTİ ? Göçün tarihi tam olarak bilinmemektedir. Bu konuda çeşitli bilimsel araştırmaların ışığında birçok görüş ileri sürülmektedir. Biz bunların en yaygın ve bilimsel anlamda kabul görmüş olanlarına değineceğiz. “İlk göçün buzul devrinin sonunda zamanımızdan 15 veya 20 bin yıl önce Bering boğazının geçmeye elverişli olduğu bir devirde gerçekleştiği zannediliyor. Amerika’ya ulaşan Asyalılar ilkel guruplardı .Bu ilk ulaşan guruplar sonraki guruplara göre daha az değişime uğramışlardır yani ırksal özellikleri sonraki guruplara göre daha az farklılaşmıştır. Amerika kıtasına daha sonra ulaşan Asyalı guruplarsa daha fazla değişime uğramışlardır. Bu durum Amerika yerlilerinin neden Mongoloid ırklarının ancak bazı karakterlerine çok az bir derecede sahip olduğunu açıklar. Amerika’nın keşfi sırasında Amerika yerlilerinin birçok kavimlerinin yüksek medeniyet derecesine karşın bunların eski dünyada yayılmış olan birçok icadı neden bilmediklerini de izah eder. Örneğin tekerleği bilmiyorlardı, demiri kullanmayı bilmiyorlardı. Amerikaya göç kuşkusuz birçok dalgalar halinde olmuştur. Bunlar Kaya ve And Dağları’nın batı yamaçlarındaki ova ve ormanlara yayılmışlardır . Bu guruplar en eski Paleolitik Amerikan İndianları’nı meydana getiren dalgadır. Bugün ise hemen hemen kaybolmuşlardır . Güney Pasifik Alt ırkını veren kol Amerika’ya daha sonra gelmiştir. Çeşitli nedenler , özellikle Sibiryalılarla olan büyük benzerlikleri muhtemelen Eskimolardan sonra Amerika’ya geldiklerini düşündürmektedir. Bunlar Alaska ve Kanada’nın kuzey-batısında toplanmışlardır. Ancak Avrupalıların geldikleri sırada güneye doğru inmeye başlamışlardır” Başvuru kaynağı S.Demirsoy Kalıtım ve Evrim. AMERİKA YERLİLERİ ASYA’DAN AMERİKA KITASINA NASIL GEÇTİ ? “ Buzul devrinde suların büyük bir kısmı buz halinde kutuplara ve karalara yığıldığından denizin su düzeyi düşmüştü. (bugünkü seviyesinden 185m kadar düştüğü fosil kanıtlara bakılarak bilinmektedir) Dolayısıyla Sibirya ve Alaska en az birtakım ada dizisiyle birbirine bağlanmıştı. Yine jeolojik kanıtlar buzul devrinde Alaska ve Sibirya’nın buzullarla kaplı olmadığını göstermektedir. Çok büyük olasılıkla geçiş son buzul devrinde olmuştur. İlk insan sitesi ise Kuzey Amerika’da Kolorado ve Arizona’da bulunmuştur (tahminen 8800-9300 yıl önce) Irklar Pleistosen’in sonunda veya biraz daha geç olarak oluşmuş, daha sonra göç olaylarıyla birbirine karışmış ve melezlenmeler meydana gelmiştir.” S.Demirsoy Kalıtım ve Evrim Tarih Herşey Amerika’nın ve Grönland’ın Arktik bölgesinde yaşayan halk. Eskimolar, Amerika kıtasının kuzey kıyılarında, Grönland’da, Labradar, Hudson Körfezi kıyılarında ve Sibirya’da bulunurlar. Eskimo ismi Abnaki yerlilerinden çıkmıştır. Eskimolar ise kendilerine “İniuit” veya “Yuit” demektedir. Günümüzde yaşayan Eskimolar 50.000’den fazla değildir. Sibirya’da 2000, Alaska’da 25.000, Mackenzie Nehri ile Kuzey Quuebek arasında 10.000 eskimo yaşar. Diğerleri muhtelif yerlere dağılmıştır. ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. 1492'de 1492 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. Kristof Kolomb'un Kristof Kolomb (1451 - 20 Mayıs 1506), Cenovalı denizci ve kaşif. 1492'de Atlantik Okyanusu'nu aşarak Amerika'ya ulaşan ilk Avrupalıdır. Bu yolculuğunu İspanyol bayrağı altında yapmıştır. ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. Amerika'yı keşfiyle başladı. Tanrı adına diye çıkılan yol, ne acı ki bir ulusun yok edilmesine kadar gidiyordu. Evet Kızılderililer, Kolomb'un günlüğünde söylediklerinin tersine kovboy filmlerinde, insan öldüren, kafa derisi yüzen çocukluğumuzun "vahşi" Kızılderiler'i. Amerika ile ilgili bilgi başlıkları. ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. Tarih bir kurmacadır belkide bu kurmacanın en somut örneği de Kızılderilerin başına gelenlerdir. Bu kadar kadersiz bir ulusa dünya tarihinde pek rastlanmasa gerek. Hem toprakları ellerinden zorla alınsın, hem yaşama biçimleri ve inançları zorla değiştirilsin ve bütün bunlara başkaldırmaya çalıştığında da "vahşi" denilerek yokedilsin. Güneşe, aya övgüler düzen, toprağı, ağacı, kuşu dinleyen, dünyayı onlarla birlikte algılayan Kızılderililer mi vahşiydi yoksa bir avuç toprak uğruna bir ulusu dahi yoketmeyi göze alan Beyaz Adam mı? Onlar doğanın vahşi olduğunu ilk kez beyaz adamdan duydular ve ondan sonra onlar da "vahşi"liğin içinde kaldılar. Önce yüzlerine dostça gülen, ardından bir takım belgeler imzalatıp toprakların bir bölümüne yerleşen ve daha sonra onları topraklarından kovalayan beyaz adamlardan birşey anlamadılar. "Verdikleri sözün sadece birini tuttu çatal dilli soluk yüzlüler; topraklarınızı alacağız dediler ve aldılar". Dağların, dağlardaki vadilerin insanlarıydı onlar ama çöllere hapsedildiler. Topraklarını bırakıp beyaz adamın belirlediği çorak topraklarda yaşamaya zorlandılar. Ve beyaz adamın acımasızlığına, vahşiliğine daha fazla karşı koyamadılar ve boyun eğdiler. Ve son Kızılderili lideri Gerenimo da teslim olduğunda yüzlerce Kızılderili ulusu, yüzlerce dil, yüzlerce kültür yeryüzünden silinmiş binlerce yıllık birikim, bilgelik yok edilmişti. Şimdi onlardan geriye kalanlar kendilerine ayrılan çorak topraklarda kendi kültürlerini koru***** yaşamaya çalışıyorlar ancak beyaz adamın hala gözü doymuş değil. Zorbalığını ve vahşiliğini asimilasyon politikasıyla devam ettiriyor. Çağdaşlaştırma kisvesi altında bir ulusun kültürü tamamiyle yok edilmeye çalışılıyor. Tıpkı globalleşme, küreselleşme adı altında dünyanın diğer ülkelerine yapılmaya çalışıldığı gibi. Ne tezattır ki beyaz adam ürettiği ürünlere yokettiği insanların isimlerini vermekten de geri kalmıyor. Tıpkı arabasına Cherokee, ayakkabısına Nike, Helikopterine Apache ismini verdiği gibi. İnsanın Kızılderililer'e saygılarını ya da özürlerini ifade etmek için böyle birşey yaptıklarını düşünesi geliyor ama. "Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir." Kolomb'un günlüğünden " Onlara kılıçlarımızı gösterdik. Keskin demir silahları ilk kez gördükleri belli. Kesmenin ne demek olduğunu bilmediklerinden, bazıları kılıçların keskin tarafını tutunca ellerini kestiler. ... Bu insanlar ne herhangi bir mezhebe bağlılar ne de puta tapıyorlar. Kötülüğü tanımıyorlar, birbirlerini öldürmüyorlar. Hiç silahları yok... Son derece sade, dürüst eli açık insanlar. Herhangi birinden sahip olduğu herhangi bir şey istenince hemen veriyorlar. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar öldürmüyorlar. Dünyada onlar kadar tatlı dilli insanlar yoktur. Her zaman gülüyorlar..." |
| | |
| | #43 (permalink) |
| • Eski Emektar | Milli İstihbarat Teşkilatı, son dönemdeki dizi ve filmlerde yer alan MİT mensubu kişilerle ilgili roller konusuna açıklık getirdi. Kuruma göre, MİT mensupları kanun çerçevesinde görev yapıyor, dizilerdeki MİT karakterleri kurgu arasında gidip geliyorlar. Yine MİT’te çalışırken çeşitli sebeplerle ayrılan ya da emekli olanların yazdıkları anı kitaplarıyla ilgili olarak da MİT’in yasal işlem yaptığı ortaya çıktı. MİT’in web sitesinde ‘Merak Edilenler’ bölümüne ‘Yerli dizi ve filmlerde konu edilen istihbarat ya da MİT görevlisi gerçeğe ne kadar uygun’ sorusu eklendi. Kurumun yanıtı ise ‘MİT personeli devlet memurudur ve kanunlar çerçevesinde görev yapar. Senaryo yazarları, eserlerine gerçeğin ötesinde heyecan ve cazibe katma ihtiyacı hisseder. Yapımcıların gerçekle kurgu arasındaki aralığı genişletmeleri yanlış anlamaları da beraberinde getirmektedir. İzleyici ticari kaygıyı göz ardı etmemelidir’ şeklinde oldu. MİT, emekli mensuplarının yazdıkları kitaplar içinse ‘Gizliliğin esası ilkesine göre ihlal suçtur’ yorumunu yaptı. |
| | |
| | #44 (permalink) |
| • Eski Emektar | Şüphesiz ki bilimin hep hayalini kurduğu projelerden birisi de insan beyninin okunabilmesidir. Filmlere bile sık sık konu olan bu hayal, yavaş yavaş gerçekleşmeye başladı. Sonunda Avusturyalı medikal ve elektrik mühendisliği firması Guger Technologies, "düşünce" ile bir bilgisayarın kontrol edilebilmesini sağlayan ilk ticari ürünü çıkartan firma oldu. Yapılan deneyde iki insan sadece "düşünerek" masa tenisi oynamayı başardılar. Şu anda başlangıç aşamasında her ne kadar bu gelişmeler, henüz insan beyninin tam olarak okuması konusunda başlangıç aşamasında olsa da elde edilen sonuçlar, ilerisi için oldukça umut verici. Tabii ki her gelişme gibi bu gelişmelerin de insan hayatına yapacağı olumlu yada olumsuz etkileri zamanla belli olacak. Beyin-Bilgisayar Arayüzü Firmanın Beyin-Bilgisayar Arayüzü (BCI- Brain Computer Interface) olarak adlandırdığı bu cihaz elektrofizyolojik sinyaller aracılığı ile zihinsel aktiviteleri belirleyebiliyor ve izleyebiliyor. Zihinsel aktivitelere ait olan bu sinyaller tıpkı electroencephalogram (EEG) veya electrocorticogram (ECoG) sinyalleri gibidirler ve beyinden alınırlar. Daha sonra toplanan sinyaller işlenerek kontrol sinyallerine dönüştürülüyorlar ve sonuçta bir bilgisayara bilgi girişi yapmak yada bir bilgisayara imleç hareketi yaptırmak için kullanılabiliyorlar. Hedef "kötürüm" olan hastalar Asıl amaçlarından biri kötürüm olan hastaların sadece düşünceleri ile dış ortamla etkileşime geçebilmelerini ve temel ihtiyaçlarını giderebilmelerini sağlamak olan proje Avrupa Bilgi ve İletişim Teknolojisi Ödülü (ICT) 2007 Grand Prize'a layık görüldü. BCI kiti standart bir Windows PC ile veya Windows Mobile platformuna sahip herhangi bir cihaz ile kullanılabiliyor. Kitin içerisinde beyin dalgalarını almaya ve kaydetmeye yarayan bir de kask mevcut. Henüz fiyatı belli değil Guger henüz bu BCI sisteminin fiyatını açıklamadı. Guger Technologies aslında araştırma-geliştirme (ar-ge) yapan kurumlara teknoloji transferi sağlıyor. Firma bu bağlamda da NASA, Nokia, Merck ve Sony gibi büyük kurum ve şirketlerle de sürekli işbirliği içerisinde. |
| | |
| | #45 (permalink) |
| • Eski Emektar | imkansız değil bundan yıllar önce deselerdiki binlerce km uzaklıktaki birini hem görüp hemde konuşacaksınız imkansız bir olaydır diye kapatılırdı ancak şuanda herşey olabilir... |
| | |
| | #46 (permalink) |
| HaldunS ![]() Giriş: Dec 2006 Yer: Eskişehir Yaş: 48 Mesaj: 2,461
Rep Gücü: 2604 Rep Puanı: 118 Seviye: Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
| Özel bir tekniğiyle yakıt maliyetini yüzde 20 oranında düşürmek mümkün. 19.03.2007 07:37 Castrol Türkiye Pazarlama Müdürü Kerim Kermen, 'Akıllı Filozof Yönetim Sistemi' adını verdikleri teknikle, taşımacılık yapan şirketlerin yakıt maliyetini yüzde 20'ye varan oranlarda azaltıklarını söyledi. Kermen, "Sürücülere verdiğimiz derslerde, doğru bilinen birçok bilginin yanlış olduğunu gördük. En çok yapılan hataların başında görüş mesafesini az tutarak sık sık fren yapmak geliyor. Bilindiği gibi sık sık fren yapmak yakıt sarfiyatını artırıyor" diye konuştu. Kermen, "Sekiz aydan bu yana 40 filodaki 2 bin TIR bu sistemi kullanıyor. Bu şirketler bir yılda 2.5 milyon litre daha az dizel kullanacak ve toplamda 5 milyon dolar kâr edecekler. Ayrıca bu sistemle çevreye 8 milyon kilogram karbondioksitin salınımı engellenmiş olacak" dedi. Maliyetin yüzde 60'ı yakıt Kermen, petrol fiyatlarının yüksekliğinden dolayı, Türkiye'deki filoların maliyetinin yüzde 60'ını yakıt oluştururken Avrupa'da bu oranın yüzde 20 olduğunu, Türkiye'de ekonomik ve güvenli araç kullanımı bir arada yapıldığı zaman yakıt maliyetlerinin yüzde 20'ye yakın oranda azaldığının bilinmediğini söyledi. İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümü hocaları ve sürüş uzmanlarıyla beraber 'emniyetli ve ekonomik araç kullanımı' hakkında çalışma yaptıklarını anlatan Kermen, "Bizim yağlarımızı kullanan müşterilerimize 'Filozof Yönetim Sistemi' dersleri veriyoruz. Bu dersler sonucunda sürücülerin doğru bildikleri birçok şeyin yanlış olduğunu gördük. 8 aydır bu uygulamayı yapıyoruz ve sonuçlarını almaya başladık. Yakıt kullanımında yüzde 20'ye yakın tasarruf sağlandı" diye konuştu. Bilimsel yöntemlerle sürüş yapmanın sadece yakıt değil, zaman tasarrufu sağladığını da vurgulayan Kermen, trafik kaza riskinin de azaldığını ve bunun maliyetlere getirisinin çok büyük olduğunu belirterek, "Bir filoda TIR'ın kaza yapması demek, taşınan malın zamanında yetişmemesi ve diğer seferlerin kaydırılması demektir" dedi. Az yakıt harcamanın ipuçları Motor gaza basmadan çalıştırılmalı, eğer motor 5 saniye içinde çalışmazsa, gaz pedalına yavaşça basılması gerekiyor. Ancak araçta elektronik motor ayarı varsa buna gerek yoktur. Ekonomik yakıt kullanımı sağlamak için; mümkün olan her yerde aracı düşük devirle kullanmak, sadece gerekli yerlerde yüksek devirli kullanmak gerekiyor. Devir saatindeki yeşil bölge motor devrinin ekonomik bölgesini gösteriyor Pek çok şoför yokuş aşağıya inerken motor freni yerine frenle iniyor bu çok yanlış. Frenle inmek balatalara zarar verdiği gibi aynı zamanda tehlikeli. Devri düşürüp motor freniyle inilmeli. Araç kullanırken trafiği gözlemlemek, önündeki araç ile mesafeyi doğru tutmak gereksiz fren yapmayı ve olası kaza riskini en aza indiriyor. Yapılan her fren yakıt kullanımını arttırıyor. Araç kullanırken koltuğun tam bedene uygun olmaması kan dolaşımını yavaşlatıyor, yorulmayı hızlandırarak reaksiyonların gecikmesine neden oluyor. Ani ve sert direksiyon hareketleri aracın kontrolden çıkmasına neden oluyor. Sert fren yapılmamalı, acil fren yapılması durumunda debriyaj ve frene aynı anda basılmalı. Direksiyonun saat 10.10 şeklinde tutulması gerekiyor. Alıntı |
| | |
| | #47 (permalink) |
| HaldunS ![]() Giriş: Dec 2006 Yer: Eskişehir Yaş: 48 Mesaj: 2,461
Rep Gücü: 2604 Rep Puanı: 118 Seviye: Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
| Ankara'da sıkışınca tuvalet ihtiyacını görmek isteyen şahıs, trafonun kapısına işeyince alev alan trafoyla birlikte yanarak ağır yaralandı. 19.03.2007 09:26 [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] Ankara'da sıkışınca trafonun kapısına duran ve ihtiyacını gören şahıs, elektrik kabloların kıvılcım çıkarması üzerine alev alan trafoyla beraber yandı. Edinilen bilgiye göre olay, Mamak çöplüğünün yakınında bulunan trafoda meydana geldi. İddiaya göre Raşit A. isimli şahıs, yol üzerinden geçerken sıkışması üzerinde etrafta tuvalet bulamayınca trafonun dibine durdu ve işemeye başladı. İdrarının sıçraması ve yüksek gerilim bulunan trafodaki kablolara gelmesi nedeniyle kıvılcımlar çıktı. Bu sırada yüksek gerilime tutulan şahıs, trafonun yanmasıyla alevler arasında kaldı. Olay yerine gelen itfaiye ekipleri, yangını söndürürken Raşit A. isimli şahıs ise ambunsla Hacettepe Hastanesi'ne kaldırıldı. Şahsın vücudunun ön tarafında büyük bölümünde ikinci derece yanık olduğu öğrenildi. Alıntı |
| | |
| | #48 (permalink) |
| • Eski Emektar ![]() Giriş: Nov 2006 Mesaj: 117
Rep Gücü: 243 Rep Puanı: 100 Seviye: Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
| Ne olacaktı besbeli avrupadan kaçan ne kadar haydut anası babası belirsiz bir topluluk hayır hasenatmı yapacaktı ancak soykırım yapar birbirlerine bile soykırım uyguladılar her ne hikmetse dünyanın çekeceüi varmış kökü kurumadı Allah bir zalimleşen topluluğa böyle daha bir zalimini musallat ediyor mutlaka onlarada birilerini hazırlamıştır |
| | |
| | #49 (permalink) |
| • Eski Emektar ![]() Giriş: Nov 2006 Yer: ESKİŞEHİR Yaş: 36 Cinsiyeti: Bay Mesaj: 2,631
Rep Gücü: 2915 Rep Puanı: 258 Seviye: Ettiği Teşekkür: 0
9 Mesajına 10 Teşekkür Aldı
| internet video paylaşım sitesi YouTube, 2006 videolarını seçecek. YouTube kullanıcıları için bugün başlayacak oylama, cuma günü sona erecek. Ödüllerin sahipleriyse 26 Mart'ta kamuoyuna açıklanacak. Google tarafından geçen yıl 1,65 milyar dolara satın alınan YouTube'un üretim pazarlama müdürü Jamie Byrne, 2006'da internet videosu ve bu videoları izleyip paylaşanlar arasında önemli bir gelişme olduğunu hatırlattı. Byrne, yarışmanın, en yaratıcı videonun yanı sıra komedi, müzik videoları ile en sevimli video gibi toplam 7 ayrı kategoride yapılacağını söyledi. Adayların cuma gününe kadar yeni videolar oluşturup, oylamaya dahil olabilecekleri de belirtiliyor. |
| | |