| ![]() | ||||||
![]() |
| Turkyildiz.com - Program indir, film download, program download, oyun download, uydu, türksat 'a Hoş Geldiniz
Bu Foruma yaptığınız ilk ziyaretiniz ise, Lütfen öncelikle Yardım kriterlerini okuyunuz.
Forumumuzda bilgi alışverişinde bulunabilmeniz için öncelikle Kayıt olmalısınız.
Üye olmayanlar Boardumuzda hiçbir şekilde aktivite uygulayamaz, Mesaj yazamaz, Konu açamaz, Eklenti indiremez. Boardumuzu tam anlamıyla kullanmak için Üyelik şarttır ve kesinlikle üçrete tabii değildir... |
| Öyküler ve Masallar Öykü ve masallar bölümünüz... |
![]() |
| | LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
![]() | ![]() |
| SİTE SAHİBİ ![]() Giriş: Jan 2007
Mesaj: 16,883
| Misket, ufacık tefecik bir elma türü... Huriye de Ganizadeler'in ufakcık tefecik şipşirin kızlarının adı. Huriye, sık sık evlerinin önündeki elma ağacına tırmanır, yolu gözler; sebep, Osman Efe... Ankara'nın sayılı efelerinden Osman, genç, yakışıklı, geniş omuzlu,burma bıyıklı... Huriye'nin gönlü bu Osman Efe'de. Osman Efe, evin önünden geçiyor; Huriye atlıyor bahçeye, tırmanıyor misket ağacına. İkisinin de yüreğinden ılık bir şeyler akıyor. Osman Efe, Huriye'yi adıyla çağırmıyor hiç, ''misket'' diyor Huriye'ye. Yörenin ünlü ağalarından Kır Ağa, bir gün Huriye'yi su doldururken görüyor çeşme başında. Aradan bir hafta geçmeden Kır Ağa, Huriye'yi istetiyor. Babası, ''Kır Ağa, yiğit insandır, malı mülkü yerindedir'' diyerek Huriye'yi vermek ister. Annesi, Huriye'nin ağzını arar, fakat Huriye ''ölsem Kır Ağa'ya varmam'' cevabını verir. Huriye, akşamı zor eder. Bahçeye çıkıp, Osman Efe'nin yolunu gözler. Uzaktan atını görünce, tırmanıp çıkar elma ağacına. Durumu bildirir Osman Efe'ye. Osman Efe, çılgına döner. Kır Ağa'ya haber gönderir, ''Kendini sever, sayarım. Yiğit kişi bellerim. Yolumdan çekilsin. Sonu iyi olmaz'' der. Haberi Osman Efe'den Kır Ağa'ya ***ürenler, bire bin katarak anlatırlar ''Osman diyor ki, Kır Ağa kim oluyor da benim yavuklumu alacak. Leşini sararım'' diye... Kır Ağa, ''Demek dünkü çocuk bize meydan okuyor. Kendine güveniyorsa karşıma çıksın'' diye Osman Efe'ye haber gönderir. Tabii haberi ***ürenler Osman Efe'ye de bire bin katarak anlatıyorlar. Osman Efe Kır Ağa'ya, Kır Ağa Osman Efe'ye kinlenir. Sonunda kıran kırana kavga etmeye, sağ kalanın Huriye'yi yani Misket'i almasına karar veriyorlar. Belirlenen gün ve yerde karşılaşıyorlar. Bıçaklar çekiliyor. Huriye ise durumu merakla bekliyor. Çıkmış elma ağacı üstüne, yoları gözlüyor. Bir yandan da Osman Efe için dua ediyor. Osman Efe ise Kır Ağa karşısında aslanlar gibi dövüşüyor. Kır Ağa birden duruyor. ''Benimle böylesine boy ölçüşen yiğide, ben kıyamam. Koç olacak kuzuya bıçak çekemem. Vur bıçağını bağrıma. Misket senin olsun'' diyor. Osman Efe önce şaşırıyor, sonra oda bıçağını yere atıyor ve koşup ellerine sarılıyor Kır Ağa'nın. Kadın-kız da yollara dökülmüş uzaktan görünen kalabalığı bekliyor. Misket ise çıktığı elma ağacında duramıyor heyecandan. Daldan dala geçip, gelenleri seçmeye çalışıyor. Derken kalabalık yaklaşır, önde Kır Ağa, arkasında kalabalık. Gözleri Osman'ın arıyor, göremiyor. Birden başı dönüyor, gözleri kararıyor, tepe üstü ağaçtan aşağı düşerek cansız yere yığılıyor. Çok geçmeden kalabalık elma ağacına ulaşınca, bir feryattır kopuyor. Osman Efe, sığmıyor oralara. Kadınlar kızlar perişan. Misket kızın yani Huriye'nin hikayesi dilden dile dolaşıp türkü oluyor. Güvercin uçuverdi Kanadın açıverdi Elin oğlu değil mi Sevdi de kaçıverdi A benim aslan yarim Duvara yaslan yarim Duvar cefa ***ürmez Sineme yaslan yarim Güvercinim uyur mu Çağırsam uyanır mı Yar orada ben burda Buna can dayanır mı A benim hacı yarim Başımın tacı yarim Eller bana acımaz Sen bari acı yarim Caminin müezzini yok İçinin düzeni yok Çok memleketler gezdim Misget'ten güzeli yok Daracık daracık sokaklar Misget şeker topaklar Pul pul olsun dökülsün Seni öpen dudaklar Caminin ezan vakti İçinin düzen vakti Ben Misget'i yitirdim Sonbahar gazel vakti Gökte yıldız sayılmaz Çiğ yumurta soyulmaz Üçer avrat almayan Hiç erkekten sayılmaz |
| SuskunLuĞum AsaLétimĐendir,Her LaFa VerEceK CEvaBım Var. Ama ßir LafA ßakArım Lafmı Điye, ßird£ SöyLeyene ßakaRım AĐam Mı Điye!... ![]() ![]() ![]() LÜTFEN..!! AÇTIGINIZ KONULARA (TAGS) EKLEYİNİZ. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] | |
| | ![]() |
![]() | ![]() |
| SİTE SAHİBİ ![]() Giriş: Jan 2007
Mesaj: 16,883
Rep Gücü: 29434 Rep Puanı: 12528 Rep Seviyesi:
Ettiği Teşekkür: 195
299 Mesajına 401 Kere Teşekkür Edlidi
Level: 76 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Life: 2833 / 2833 | Kiraz Aldım Dikmeden Bolu'nun bir köyünde köyün zenginlerinden birinin Halime isminde güzel bir kızı vardır. Güzelliği dillere destan bir kız. Bütün köy delikanlıları ona tutkundur. Gece gündüz onun hayaliyle yaşarlar. Ama o, Mehmet isimli yakışıklı bir genci sevmektedir. İki genç vakit buldukça taş basında buluşurlar,gelecekteki günlerini hayal ederler. Taşbaşı denilen yer, üç başı uçurum bir dağ başı. Onlar öyle her an hayal kuradursunlar bir gün acı bir haber gelir kulaklarına. Babası Halime'yi şehirde oturan zengin birine verecektir. Genç'lerin ve onların sevdalarını bilen köy halkının yalvarma ve yakarma ve yakarmaları boşa gider. Babası kararlıdır. Gelin gideceği gün Halime gelinliğini giyeceği yerde Mehmet'le buluşup yine Taşbaşına giderler. Ertesi gün Taşbaşında bu iki sevgilinin cesedi bulunur. Babası pişman, köy halkı üzgündür. Ama vakit çok geçtir artık. KİRAZ ALDIM DİKMEDEN Yöre:Bolu/Mengen Kiraz aldım dikmeden Halime'm dallarını bükmeden Bir armağan ver bana Halime'm ben gurbete gitmeden. Tombalacık Halimem Taşbaşına gel Ben gidiyorum Bolu'ya düş peşime gel Ocak başında kaldım Halimem ince fikire daldım Kapılar açılırken, Halime'm seni geliyor sandım. Tombalacık Halimem Taşbaşına gel Ben gidiyorum Bolu'ya düş peşime gel | |||||||||
| SuskunLuĞum AsaLétimĐendir,Her LaFa VerEceK CEvaBım Var. Ama ßir LafA ßakArım Lafmı Điye, ßird£ SöyLeyene ßakaRım AĐam Mı Điye!... ![]() ![]() ![]() LÜTFEN..!! AÇTIGINIZ KONULARA (TAGS) EKLEYİNİZ. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] | ||||||||||
| | ![]() |
![]() | ![]() |
| SİTE SAHİBİ ![]() Giriş: Jan 2007
Mesaj: 16,883
Rep Gücü: 29434 Rep Puanı: 12528 Rep Seviyesi:
Ettiği Teşekkür: 195
299 Mesajına 401 Kere Teşekkür Edlidi
Level: 76 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Life: 2833 / 2833 | Halk arasında “Zahidem” adıyla ün yapan türkünün şairi Aşık Arap Mustafa, 1901 yılında Çiçekdağı’na bağlı Orta Hacı Ahmetli köyünde dünyaya gelmiştir. Babasını annesini çok küçük yaşlarda yitirdi. İlk önce bir akrabasının himayesinde, daha sonraları da onun bunun yanında büyüdü. Arap Mustafa’nın babası düğünlerde, toplantılarda “Koca Oyunu” adı verilen oyunda “Arap” rölünü üstlenirdi. Bu nedenle Mustafa’ya da “Arap” lakabı takılmıştır. Kimsesiz kalan Arap Mustafa 10 yaşına gelince Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Hacı Bürozadeler’den Mehmet’e çiftçi durdu. Zaman içinde çalışkan, babayiğit, giyimine özen gösteren yakışıklı bir delikanlı olan Arap Mustafa, Ağasının yeni yetişen Zahide’ye gönlünü kaptırdı. Fakir ve kimsesiz olduğundan bu sırrını bir türlü açığa vuramadı. 20’sinde askere giden Mustafa’nın aklı, deliler gibi sevdiği Zahide’de kalmıştı. Köydeki dostlarına mektuplar göndererek Zahide’den haber almaya çalışan Arap Mustafa, Zahide’nin başka biriyle evlendirildiğini ve düğünün’ün de bir hafta sonra olacağını duyunca üzüntüsünü aşağıda içli mısralara dökmüştür. Türküyü Neşet Ertaş plağa okuyup tanıtmıştır. (1) Zahide Kurbanım n'olacak Halim Gene bir laf duydum kırıldı belim Gelenden gidenden haber sorarım Zahidem bu hafta oluyor gelin Hezeli de deli gönül hezeli Çiçekdağı döktü m'ola gazeli Dolaştım alemi gurbet gezeli Bulamadım Zahidem'den güzeli Ay ile doğar da gün ile aşar, Zahide’mi görenin tebdili şaşar İyinin kaderi kötüye düşer, Diken arasında kalmış gül gibi. Zahide’m kurbanım kurtar bu dardan Baban anlamadı bizim bu haldan Kekiline sürmüş kokulu yağdan, Derdin beni del’ediyor Zahide’m. Ziyaret’ten çıktım Cender’in özü Kum gibi kaynıyor Zahide’m gözü Aslını sorarsan esalet yerden Hacı Bürolardan Mehmet’in kızı. Gurbet ellerinde esinim esir Zahide’m kurbanım hep bende kusur Eğer baban seni bana verirse Nemize yetmiyor el kadar hasır. Çiçekdağı’nda da hiç gitmez duman Zahide’rn kurbanım hallarım yaman Yapamadım şu babayın gönlünü Fakir diye bana vermedi baban. Anamdan doğalı çok çektim cefa, Şu yalan dünyada sürmedim sefa, Adımı namımı soran olursa, Orta Hacı Ahmetli Arap Mustafa. Arapoğlu Mustafa’nın kendisine Mecnun gibi aşık olduğundan etkilenen Zahide, Mustafa için şiirler söylemiştir. Bu şiirin üç kıtasını H. Vahit Bulut, 1973 yılında Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Zahide’nin yakın arkadaşı ve sırdaşı Fatik’ten derlemiştir.(2) Baştaki iki kıta tarafımızdan derlenmiştir. Bu nasıl sevdaymış geldi başıma Felek ağu kattı tatlı aşıma Sevda çekenlere zor gelir gurbet Gece gündüz elim kalkmaz işime. Aşağıda sap kağnısı geliyo Derdin beni elik elik eliyo Kurbanlar olayım gara Mustafam Babam beni yad ellere veriyo. Arapoğlu derler gayeten atik Gözleri kara da, kaşları çatık Git nazlı y de bir haber getir Bastığın yerlere kurbanım Fatik. Ağla***** yayığımı yayarım Yarim gitti günlerini sayarım Çıksa Büyüköz’e mendil sallasa Islık çalsa ıslığını duyarım. Coşkuna da deli gönül coşkuna Aşkından Zahide döndü şaşkına Sensiz edemiyom nazlı civanım N’olur bir yol görün Allah aşkına. | |||||||||
| SuskunLuĞum AsaLétimĐendir,Her LaFa VerEceK CEvaBım Var. Ama ßir LafA ßakArım Lafmı Điye, ßird£ SöyLeyene ßakaRım AĐam Mı Điye!... ![]() ![]() ![]() LÜTFEN..!! AÇTIGINIZ KONULARA (TAGS) EKLEYİNİZ. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] | ||||||||||
| | ![]() |
![]() | ![]() |
| SİTE SAHİBİ ![]() Giriş: Jan 2007
Mesaj: 16,883
Rep Gücü: 29434 Rep Puanı: 12528 Rep Seviyesi:
Ettiği Teşekkür: 195
299 Mesajına 401 Kere Teşekkür Edlidi
Level: 76 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Life: 2833 / 2833 | Yoksul bir anne ile kızı tezek toplamaya gider. Anne ile kız tezek toplarken yanlarına bir kervancı gelir. Kervancı kızdan bir tas su ister, kız da suyu getirir. Kervancının gözü kıza takılır ve kızı annesinden ister. Yoksulluk altında ezilen anne develerin ihtişamından da etkilenerek kızını verir. Kervancı ve kız bir meçhule doğru gözden kaybolurlar. Sessiz dağlarında ıssız başları Niye garip olur büyük mevlanın işleri Kezban'ın kaderi oldu, Deveci'nin düşleri Zehir olsun Deveci dağların suyu Yavruyu sır eyledi zenginim deyi Kezban gelin olur dağın başında Tezak toplar yavru, daha kaç yaşında Altın akla gelmez, ilik yok döşünde, Zehir olsun deveci dağların suyu Kezban sana hayal, düş oldu Dalakçı Köyü Sömen mi oldu sana kurt ile kuşlar Daha o yavru, ne hayal eder, ne de düşler Kezban'ın gözünde sel oldu yaşlar Zehir olsun Deveci dağların suyu Acep inler mi yavru, Dalakçı deyi Dağın başına kurulmuş, düğün ile dernek Zor geliyo kezban'ı Hayal düş etmek Yavrunun sırtında yamalı gömlek Zehir olsun Deveci dağların suyu Aldı gitti yavruyu gelin deyi Annenle Baban orda mıydı Bir baba nasıl dayanır zordamıydı Anan saçlarını yolup dardamıydı Zehir olsun Deveci dağların suyu Bu nasıl mazidir Dalakçı Köyü Taranmamış saçların belik belik oldu mu Ela göze siyah sürme sürüldü mü Gonu gomşu halayına durdu mu Zehir olsun Deveci dağların suyu Mazinde böyle şeyler var mı Dalakçı Köyü Tezek topluyo ufacık elin Böyle yavru nasıl oluyor gelin Söyle yavrum, bağır, çağır varsa dilin Zehir olsun Deveci dağların suyu Nasıl minasıp ettin kendine ufacık yavruyu Türbe yaparlar sağa sola medet ummaya Eğer ihtiyacın varsa örnek almaya Çok gelir keybanın hali hem ağlamaya hem gülmeye Zehir olsun Deveci dağların suyu Sıçrar mı yavru uykuda anam babam deyi Ozan değilim içimden geliyo Kader kime güldü ki kezban!a gülüyo Kezban yaşıyorsa Ramazan mutluluklar diliyo Zehir olsun Deveci dağların suyu Hizmetine koydun mu yavruyu gelin deyi | |||||||||
| SuskunLuĞum AsaLétimĐendir,Her LaFa VerEceK CEvaBım Var. Ama ßir LafA ßakArım Lafmı Điye, ßird£ SöyLeyene ßakaRım AĐam Mı Điye!... ![]() ![]() ![]() LÜTFEN..!! AÇTIGINIZ KONULARA (TAGS) EKLEYİNİZ. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] | ||||||||||
| | ![]() |
![]() | ![]() |
| SİTE SAHİBİ ![]() Giriş: Jan 2007
Mesaj: 16,883
Rep Gücü: 29434 Rep Puanı: 12528 Rep Seviyesi:
Ettiği Teşekkür: 195
299 Mesajına 401 Kere Teşekkür Edlidi
Level: 76 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Life: 2833 / 2833 | Türkü, öldürülen Cemal'e, karısı Şerife tarafından yakılmıştır. Şerife, 90 yıldan fazla yaşamış, 30 Kasım 1993 günü vefat etmiştir. 14-15 yaşlarında Cemal'le evlenmiş, mutlu geçen birkaç yılı Cemal'in öldürülmesiyle sona ermiş, bu hadiseden sonra bir oğlu ile ortada kalmıştır. Bu hadisenin oluş şekli ve ona yakılan ağıtı/türküyü bana, Şerife'nin daha sonra evlendiği Hayrullah'tan olan oğlu İsmet Aksoy göndermiştir.* Cemal'in öldürülme hadisesi ve türkünün tam metni şöyledir: Ürgüp'ün Karlık köyünün eşrafından ve varlıklı bir ailesinden olan Cemal, kalleşlikle öldürülür. Herkesçe sevip sayılan Cemal'in ölümüne yanmayan kalmaz. Eşi Şerife acılarını yaktığı ağıtla hafifletmeye çalışır. Yetim kalan oğlu Mustafa da, birkaç yıl sonra hasat zamanı bir atın tepmesi sonucu ölmüştür. Ağıt, Şerife'nin ikinci kocası Hayrullah'ın sonraki yıllar Refik Başaran'a "Herkese bir türkü okudun ama, bana okumadın." diye sitem etmesi üzerine Cemal türküsünü plağa okur. Cemal Hayrullah'ın aynı zamanda amcasıdır. Onun öldürülüşü Şerife kadar Hayrullah'ı da etkiler. Şerife'nin türkünün her çalınışında gözünden iplik iplik yaşlar akıtmasını, Cemal'i bir türlü unutamamasını daima anlayışla karşılamıştır. Türkünün asıl metni şöyledir: Şen olasın Ürgüp dumanın gitmez Kıratın acemi konağı tutmaz Oğlun da çok küçük yerini tumaz Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım Ürgüp'ten de çıktığını görmüşlür Kıratının sekisinden bilmişler Seni öldürmeye karar vermişler Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım Cemal'ın giydiği ketenden yilek Al kana boyanmış don ile göynek Sana nasip oldu ecelsiz ölmek Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım Ürgüp'ten de çıktın kırat kişnedi Üzengiler ayağını boşladı Yağlı kurşun iliğine işledi Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım Karlık ile başkadın pınar arası Çok mu imiş Cemal'ımın yarası Ağlayıp geliyor garip anası Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım Cemal'ın giydiği kadife şalvar Dükkânın kilidi cebinde parlar Oğlun da çok küçük beşikte ağlar Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım Kıratın üstünde bir uzun yayla Ne desem ağlasam kaderim böyle Gidersen Ürgüp'e sen selâm söyle Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım Kıratım başımda oturmuş ağlar Cemal'a dayanmaz şu karlı dağlar Üzüm vermez oldu Karlık'ta bağlar Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım Giden Cemal gelir mi de yerine İçerimde yaram indi derine Cemal düşta kahpelerin şerine Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım (seki : atın tırnaklarının üst kısmında bulunan beyaz kıllar) | |||||||||
| SuskunLuĞum AsaLétimĐendir,Her LaFa VerEceK CEvaBım Var. Ama ßir LafA ßakArım Lafmı Điye, ßird£ SöyLeyene ßakaRım AĐam Mı Điye!... ![]() ![]() ![]() LÜTFEN..!! AÇTIGINIZ KONULARA (TAGS) EKLEYİNİZ. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] | ||||||||||
| | ![]() |
![]() | ![]() |
| SİTE SAHİBİ ![]() Giriş: Jan 2007
Mesaj: 16,883
Rep Gücü: 29434 Rep Puanı: 12528 Rep Seviyesi:
Ettiği Teşekkür: 195
299 Mesajına 401 Kere Teşekkür Edlidi
Level: 76 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Life: 2833 / 2833 | Doksan üç muhacirlerinden bir kafile Refahiye’nin (yurtbaşı) köyü yöresine geçiçi bir süre için yer değiştirmiş. Bu kafilenin, Şahin isminde, zengin iki evli bir ağası varmış. Melikşerif Köyü’nün ağası ise İsak Bey adında biriymiş. İsak Bey’in Ak Hanım ve Zeynep adında iki kızı, Şevket Bey adında bir de oğlu varmış. Şamil, İsak Bey’in küçük kızı Zeynep’e dünür olur. Üçüncü Hanım olarak Zeynep’le evlenmek ister . Zeynep’i oldukça fazla sevmektedir. Fakat , İsak Bey bu işe rıza göstermez. Zeynep de iki evli bir kişinin üçüncü hanımı olmak istemediğini belirtir. İsak Bey’in iki kızı ve hizmetkarlarının hanımları, her gün Bulgarı Çayırları Semtine, koyunları sağmaya giderler . Bunu bilen Şamil, Zeynep’in yolunu bekler, kırık atlısı ile Zeynep’i alıp, zorla kaçırır. Bu kaçırma esnasında, Otuziki örük olan Zeynep’in saçının sekiz örüğü kopar. İsak Bey’e haber gelir, elli atlıyla Şamil’in peşine düşer, fakat yetişemez . O civarda barınamayacağını anlayan Şamil, Zeynep’i alarak Bayburt’un Pavnik Köyüne yerleşir. İsak Bey , kızının kendi isteği ile kaçtığını zannettiğinden 7 sene Zeynep ile konuşmaz . 7 sene sonra , Zeynep Hanım , bir kızı ile beraber babasının elini öpmeye gelir . İsak Bey 6 ay kızı Zeynep Hanım’ı misafir eder . 6 ay sonra , 7 katır yükü eşya ve birçok ziynet ile kızını yolcu eder . Zeynep Hanım , Bayburt’a vardıktan 1 ay sonra kolera hastalığına yakalanır . Babasına haber gelir . Kolera bulaşıcı olduğu için , İsak Bey , oğlu Şevket’i Bayburt’a göndermek istemez . Fakat , Şevket dayanama***** ablasını görmeye gider . Bayburt’un Pavnik Köyüne vardığında , Zeynep Hanım defnedilip , cenaze alayının geri geldiğini görür . Zeynep Hanım’ın vasiyeti üzerine , kaçırılırken kopan 8 örük saçı ve kanlı yazması , kzı ile beraber İsak Bey’e gönderilir . Ancak o zaman İsak Bey kızının zorla kaçırıldığını anlar. Bunun üzerine yöre halkı Zeynep Hanım’a aşağıdaki türküyü yakar : Melik şerif düzünü Çiçek almış yüzünü Gidek gelin getirek İsak Beyin kızını Oy yandım yandım gelin Aç koynun dondum gelin Küleği alamadım Koyunu sağamadım Deli Şamil gelende Çemberi çalamadım O niye niye niye Öldüm yar diye diye Şamil karakuş oldu Aldı dereye daldı Ağlama Zeynep bacı Çeyizin bana kaldı .............. Şamil’in , Ardahan’a yerleştiği rivayet edilmekte ise de, Ardahan işgal altında olabileceğinden, Bayburt’a yerleşmiş olması daha kuvvetli bir ihtimaldir. Oy yandım yandım gelin Aç koynun dondum gelin Görücüler düzüldü Zeynep hanım süzüldü Süzülme Zeynep hanım Atlıların düzüldü O niye niye niye Öldüm yar diye diye | |||||||||
| SuskunLuĞum AsaLétimĐendir,Her LaFa VerEceK CEvaBım Var. Ama ßir LafA ßakArım Lafmı Điye, ßird£ SöyLeyene ßakaRım AĐam Mı Điye!... ![]() ![]() ![]() LÜTFEN..!! AÇTIGINIZ KONULARA (TAGS) EKLEYİNİZ. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] | ||||||||||
| | ![]() |
![]() | ![]() |
| SİTE SAHİBİ ![]() Giriş: Jan 2007
Mesaj: 16,883
Rep Gücü: 29434 Rep Puanı: 12528 Rep Seviyesi:
Ettiği Teşekkür: 195
299 Mesajına 401 Kere Teşekkür Edlidi
Level: 76 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Life: 2833 / 2833 | Şöyle rivayet ederler kim: Evvel zamanda Sivas ilinden bir kervancı Halep'ten mal getirir. Tam üç yıldır kervancılar yurtlarından, baba ocaklarından ayrı düşmüşlerdir. Gurbet ilin kahrı, üç yılın hasreti yüreklerinde. Kiminin yolunu anası-babası, kimininkini sevgilisi, kimininkini de çocukları gözlüyor. İçlerinden en genci kara yağız, uzun boylu bir delikanlı... adı Veysel, Veysel'in bıyıkları daha yeni terlemiş... Bunlar Halep'ten aylarca yol ala ala, en sonunda, karlı fırtınalı bir kış günü Sivas'la Kayseri arası yıkık bir Selçuk hanına kendilerini zor atarlar... Handa gecelemeğe karar verip, yüklerini çözerler.. Bir insan çok uzaktan günlerce, aylarca yol alarak yurduna yaklaşır. Yurduna yaklaştığı zamana kadar, içinde o kadar rahatsız edici, dürten bi duygu olmaz.. Vakta ki memleket kokusu insanın burnuna gelir, içindeki hatıralar depreşir, işte o zaman içinde kıyamet kopar... Bir şey durmadan seni oraya doğru çeker... "Ya bir kanat verse, ya bir kuş olsam..." dedirtir. Sivas çok yakındı. Kervancılar yerlerinde duramıyorlardı. Akşam oldu. Yataklarını serip içine girdiler... Ama hiç birini uyku tutmuyordu. Veysel'in nişanlısı.. Nişanlı olduğu gibi Veysel'in gözünün önünde.. "Yatamıyorum, hayal meyal düşlerden.." Veysel iki de bir yatağından kalkıp, ışıdı mı diye, doğudan yana bakıyor.. Veysel bir türlü yatakta duramıyor... Sabah, bir olsa! Şimdi, geceden yola çıkılmaz mı? diyor Veysel... Kar kar... Allah'ın belası bir fırtına var. Gün ışımadan önce, doğuda, tam günün doğacağı yerde bir yıldız gözükür. Sabah yıldızıdır o.. Sabah yıldızı gözükünce yola çıkılır.. Sabah yıldızı bir gözükse.. Bu gece, bir gece değil; karanlık bir yıldır. Veysel sevinçle çoktan beri durup seyrettiği doğuda kocaman, yalp yalp ışıyan bir yıldız görüyor.. Delicesine bağırıyor: "Sarı yıldız... Mavi yıldız..." Telaşla kervanı yüklüyorlar.. Kar savuruyor.. Geceye ve sarı yıldıza kar yağıyor.. Gece ve sarı yıldız üşümüş. Kervan yola düşüyor.. Kervancılarsa sevinç.. Geceye, kara, sarı yıldıza karşı şarkılar söylüyorlar.. "Bir bulut oynadı Sivas ilinden.. Ucu telli mektup geldi gelinden.." Yarın Sabah Sivas'ta olacaklar.. Veysel'i sorsanız, Veysel, kervandan belki beş yüz metre ilerde.. Atı, ağaçlar boyu yüklemiş karı göğüslüyor.. At, bazan yorulup bazen yavaşlıyor.. Veysel atı öldürecek gibi.. Veysel atı kırbaçlıyor.. Bir hayli yol alıyorlar.. Kar, arada açılıp, ortalık süt liman oluyor ve Sarı yıldız oturmuş oraya.. Sarı yıldız.. Sarı yıldız.. Sarı yıldız çoktan kaybolmalıydı.. Gün doğmalıydı çoktan dağların ardından. Tan yıldızı ışımış, ışıdı demek, biraz sonra gün doğacak demektir... Gün nerelerde? Kar daha savuruyor... Fırtına döndürüyor.. Bir zaman geliyor ki kervan toptan kara gömülüyor. Zar-zor kervanı kar altından çıkarıyorlar.. İçlerinde kimisi "dönelim!" diye ayak diriyor.. Ötekiler dinlemiyorlar... "İşte sarı yıldız. Biraz sonra nasıl olsa gün doğar..." ve dönmüyorlar. Git, git! Sarı yıldızın bir türlü kaybolduğu, günün doğduğu yok. "-Biz uykuluyuz da onun için zaman bize çok uzun geliyor. Nasıl olsa biraz sonra gün doğacak." diyorlar. İçlerinden hiçbirinin aklına bu yıldızın tan yıldızı olmayacağı gelmedi.. Gözleri yıldızda.. Boyuna, kara bata çıka yol alıyorlar.. Sivas ovasının kar altındaki uçsuz bucaksız düzlüğü, gidiyorlar gidiyorlar bitmiyor... Aklı başında eski kervancılar felaketi sezinliyorlar. Kervancıbaşıya, Veysel'e, daha öteki gençlere: "Dönemlim!" diye yalvarıyorlar.. Kervancıbaşı da genç.. Veysel'in yüreğindeki aşk da gittikçe ateş alıyor. Veysel, arkadaşlarına yıldızı gösterip: "Hepiniz bilirsiniz ki yıldız doğduktan sonra gün ışır..." Arkadaşları ne desinler!.. Bu yıldız doğduktan sonra gün ışır. Ama yıldız ne zamandan beri orada öylecene duruyor... Ne gün ışıyor, ne bir şey.. Bir kaç kere dönecek oluyorlar, dönseler nereye dönecekler.. Çarnaçar gidiyorlar... En sonunda gide gide şimdiki "Kervankıran" dedikleri yere varıyorlar. Ve orada bir tipi başlıyor; görülmedik. Kar tepeden tepeye savuruyor. Sarı yıldız tipinin arkasında.. Ve neden sonra gün usuldan usuldan karşı dağın arkasından gözüküyor. Kervan nerede? Kervanı koydunsa bul! Bahar geliyor.. Bahar gelip toprak kabarıyor.. Çimenler yeşerip karlar eriyor.. Kervan kırandan geçen ilk yolcu , atı, eşeği, katırı, develeri, insanları ile bir kervanı orada, kara toprağa üst üste yığılmış buluyor... Bütün kervan üst üste yığılmış.. Yalnız beş yüz metre ileride, toprağa boylu boyunca uzanmış, atın dizginleri elinde, ileri doğru uçar gibi yatıyor... Üstüne de yeşil sinekler inip kalkıyor... Ve onları yerlerinden bir santim bile ayırmadan oldukları yere atıyla, katırıyla, eşeğiyle gömüyorlar.. Kervankıran dedikleri yerden geçerseniz, mezarları görürsünüz.. Veysel'in topluluktan ayrılmış mezarı, daha ileri doğru uçar gibidir.. Ve bu olay üstüne Anadolu insanları, türlü türlü türküler çıkarmışlardır. Bu türküleri şairler, şair olmayanlar, olayı kim duyup ta yüreği yandıysa ver yansın etmiş Kervankıran üstüne.. Az daha unutuyordum.. O yere Kervankıran dedikleri gibi, o yıldıza da "Kervankıran yıldızı" demişlerdir.. Hangi Anadolu köylüsüne, "Bana Kervankıran yıldızını göster" derseniz, hemencecik size gösterir... Arkasından da bu olayı anlatır. | |||||||||
| SuskunLuĞum AsaLétimĐendir,Her LaFa VerEceK CEvaBım Var. Ama ßir LafA ßakArım Lafmı Điye, ßird£ SöyLeyene ßakaRım AĐam Mı Điye!... ![]() ![]() |