| ![]() | ||||||
![]() |
| Turkyildiz.com - Program indir, film download, program download, oyun download, uydu, türksat 'a Hoş Geldiniz
Bu Foruma yaptığınız ilk ziyaretiniz ise, Lütfen öncelikle Yardım kriterlerini okuyunuz.
Forumumuzda bilgi alışverişinde bulunabilmeniz için öncelikle Kayıt olmalısınız.
Üye olmayanlar Boardumuzda hiçbir şekilde aktivite uygulayamaz, Mesaj yazamaz, Konu açamaz, Eklenti indiremez. Boardumuzu tam anlamıyla kullanmak için Üyelik şarttır ve kesinlikle üçrete tabii değildir... |
| Öyküler ve Masallar Öykü ve masallar bölümünüz... |
![]() |
| | LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
![]() | ![]() |
| SİTE SAHİBİ ![]() Giriş: Jan 2007
Mesaj: 16,883
| Yozgat şehri 1760 yılı başlarında Bozok Yaylasının, yeşillik, etrafı ormanlarla çevrili içinde binbir çeşit kuşun ötüştüğü bir sahada kurulurken; Yozgat halkı o zaman yarı göçebe ve sürülerini besleyerek hayvancılıkla uğraşır, hayatlarını bu yoldan sağlarlardı. Bu ozanların çoğunluğunu Sorgun ilçesindeki ozanlarımız oluşturmaktadır. Bozok yaylasında otlayan bu sürülerin birini de Sürmeli Bey adında bir Türkmen Yörüğü otlatırdı. Halk tarafından sevilen bu yanık sesli halk ozanı elinde kavalı, sırtında sazı Yozgat'tan Akdağmadeni'ne uzanan ormanların içinde sürüsünün içinde dolaşırdı. Bazen bir çamın dibine rastlanır. Sazının tellerini konuşturur bazen bir derenin kenarında kavalını çalar, aşık olduğu gönlünün sevgilisini düşünürdü.O sevgili ki güzelliği Bozok yayla'sına yayılmış, ahu gözlü, sürmeli kaşlı, ay yüzlü bir dilberdi. Babası bir Türkmen beyi idi ve çok sert bir adamdı. Sürmeli Bey, ailesini salarak, babasından sevdiğini istetir, mağrur adam, kızını bir çobana vermeye yanaşmaz. Araya beyler, ağalar girer ama boşuna, bir türlü gönlü olmaz kızın babasının ve iki sevgili birleşemezler. Üzüntüsünden sürüsünü bırakan Sürmeli Bey alır sazını eline beşçamlar mevkiinde kendine bir dergah kurar. Aşkını, yanık türküleriyle dağlara ağaçlara anlatır. Küser otağına, obasına ve Akdağlar'a kadar uzanan çamların arkasında onu bir daha gören olmaz. Dertli kavalına üflediği, işli sazına söylettiği nameler kalır geriye. O gün bu gündür dillerde yankılanır Sürmeli Bey'in türküleri. Dersini Almış Da Ediyor Ezber Dersini almış da ediyor ezber Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler Aman aman ben yarelendim aman Bu dert beni iflah etmez del'eyler Benim dert çekmeye dermanım mı var Aman aman sürmelim aman Kaşın çeymelenmiş kirpik üstüne Havada bulutun ağdığı gibi Aman aman ben yarelendim aman Çiğ düşmüş de gül sineler ıslanmış Yağmurun güllere yağdığı gibi Aman aman sürmelim aman Yozgat'ı sel almış Soğluk'u duman Sıtkınan severim billahi inan Aman aman ben yarelendim aman Ölünce mezara girdiğim zaman Ben susuyum kemiklerim söylesin Aman aman sürmelim aman |
| SuskunLuĞum AsaLétimĐendir,Her LaFa VerEceK CEvaBım Var. Ama ßir LafA ßakArım Lafmı Điye, ßird£ SöyLeyene ßakaRım AĐam Mı Điye!... ![]() ![]() ![]() LÜTFEN..!! AÇTIGINIZ KONULARA (TAGS) EKLEYİNİZ. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] | |
| | ![]() |
![]() | ![]() |
| SİTE SAHİBİ ![]() Giriş: Jan 2007
Mesaj: 16,883
Rep Gücü: 29434 Rep Puanı: 12528 Rep Seviyesi:
Ettiği Teşekkür: 195
299 Mesajına 401 Kere Teşekkür Edlidi
Level: 76 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Life: 2833 / 2833 | Ezo Gelin Kimdir? Asıl adı "Zöhre" olan Ezo Gelin, 1909´da Oğuzeli ilçesinin Uruş köyünde doğdu. Babası, Bozgeyikli oymağından Emir Dede, anası Elif´tir. Nüfus kaydında halen bekar görünen Ezo´nun, üçü erkek, üçü kız altı kardeşi daha vardır. Ezo, erken gençliğinden itibaren, güzelliğiyle dikkatleri üzerinde topluyordu. O kadar ki; düğünlerde gözler, gelinden çok onun üzerinde gezinirdi. Ezo´yu, birçok zenginin yanı sıra, o zamanki Halep ilimizin Carablus ilçesinin Kozbaş köyünde oturan teyzeoğlu Memey (Memet) istiyordu. Taktirde yazılan tedbirde bozulmamış; Ezo´nun ilk evliliği ne bu ağalardan biriyle oldu, ne de teyzeoğluyla… Ezo´nun Güzelliği Anlatanlar, Ezo´nun güzelliğini nereye koyacaklarını bilemiyorlar. Öykümüze geçmeden, Ezo´nun güzelliği üstüne dillerde dolaşanları özetlemeye çalışalım: - Öylesine güzelmiş ki Ezo; görenler, iki yanağına birer elma oturtulmuş sanırlarmış. - Öyle güzelmiş ki Ezo; bakanlar bakmaya doyzmazlarmış. - Öyle güzelmiş ki, bir yaz günü kapısını çalıp bir kap ayran isteyen gurbetçi bir çerçi, Ezo´nun güzelliği karşısında şaşalayıp, Ezo´nun uzattığı ayran tasını yere düşürüp kırmış. - Öyle güzelmiş ki Ezo; gülümseyerek bakmasıyla, düşmanları barıştırırmış, - Öylesine güzelmiş ki Ezo; olursa o kadar olurmuş… Öykümüz Başlıyor… Ezo´nun güzelliği söyleyen dillere söylence olurken, Barak ovasında bir genç adamın adı dillerde dolaşır olmuştu. Bu komşu Beledin köyünden, "Şitto" Hanefi Açıkgöz´dü. Şitto´nun bağlaması, akarsulara "Siz şırıldamayın, ben şırıldayım"; seside bülbüllere, "Siz şakımayın, ben şakıyayım" diyen cinstendi. O sıralar Hanefi 30; ay´a "Sen doğma ben doğayım" diyen güzeller güzeli Ezo da 20 yaşlarındaydı. Gün o idi ki; Uruş köyünde Hacı Mamuş´un düğünü vardı. Düğüne Ezo da Şitto da çağrılıydılar elbet. Düğünde tüm gözler gelini de güveyi de unutup, Ezo ile Şitto´yu izledi. Şitto, Ezo´ya gönlünü kaptırdı. Şitto Hanefi´nin gönlüyle kafası aynı telden çalıyordu. Bu nedenle, Ezo´ya dünür yolladı. Hanefi, ala ala "düşünelim" cevabı aldı. Araya acımasız zaman girdi. Bu ara Şitto, kendi köyü Beledinden Mehmet Örtürk´le yörenin töresi olan "değişik"i uygulamaya karar verdi.( Bu töreye göre, bir erkek, hısımlarından bir kızı bir arkadaşına verir, arkadaşının hısımı bir kızı alır. Böylece iki tarafta çevrede "kalın" diye anılan başlıktan kurtulmuş olur.) Şitto halası Hazik´i Mehmet´e verecek; buna karşılık Mehmet´in kızkardeşi Selvi´yi alacaktı. Araya girenler girdi; bu "değişik" gerçekleşemedi. Öyle ki; Şitto Hanefi, eş-dostla acı-yüz (yani onların yüzüne bakamaz) oldu. Ezo Şitto İle Evleniyor Derler ya; "İnsan sarayda olmamalı. Sareay insanda olmalı…" Şitto´nun doğru dürüst evi bile yoktu ama, yüreğinde Ezo geziniyordu. Eşin dostun araya girmesiyle, Ezo Şitto´ya çatıldı. "Ele gelin gelir, bize kalın gelir" demişler. Bu evlenmede Şitto´ya kalın (başlık) da gelmeyecekti. Çünkü Şitto Ezo´yu almasına karşılık, Ezo´nun ağabeyi Zeynel´e halası Hazik´i verecekti. Alan razı veren razı… Güzün ortanca ayında iki düğün birden kuruldu. Şitto´yla Ezo´nun düğünü Beledin köyünde; Zeynel´le Hazik´in düğünü Uruş´ta kuruldu. Zurna öttü davul vuruldu… Alındı, verildi; iki köyde, gerdeğe girildi. Sen sağ ben selamet. Bu demektir ki iki köyde iki mutlu yuva kuruldu. Şitto ile Ezo, sizlere layık mutlu bir yaşamı sürdürüyordu. Ağızlarının tadı yerindeydi yani. Gelgelelim, mutlulukları göze geldi. Daha doğrusu aralarına arabozucular girdi. Yemediler-içmediler, dedikodu yaptılar. Atalarımız "Söz taşıma taş taşı" demiş ama, bazı kendini bilmezler söz taşıdılar. Hatta kendileri söz uydurup getirdiler, ***ürdüler… Bir harman sonu evlenmişlerdi; ikinci harman sonuna dek birlikte yaşayamadı Şitto ile Ezo, Şitto öykülerini bir cümlede özetler. "Kötü talih geç buldum; tez yitirdim…" Şitto Ezo´yu boşayınca "değişik" töresince halası Hazik de geri döndü. Ezo´nun İkinci Evliliği Efsanesel güzel Ezo, Şitto Hanefi´den ayrıldıktan sonra altı yıl dul kaldı. Yörenin ağızbirliği etmişçesine anlattıklarına göre Ezo, bu süre boyunca daha bir serpildi, daha bir güzelleşti. Öyle ki görenin gözü kalırdı. Nasıl anlatmalı: O bir ışıktı da, tüm erkekler, onun çevresinde pervane kesilmişlerdi. Genç-yaşlı, zengin-fakir, nice talibi çıktı Ezo´nun. Her talibi, tek tüy isteyen Hz. Süleyman´ın önünde tüm tüylerini döküverdiği söylenen yarasa örneği, neyi var-neyi yoksa önüne seriyorlardı Ezo´nun. Ezo tam altı yıl, evlenme önerilerini geri çevirdi. Sonunda, ailesinin de ısrarı üzerine, kendisine genç kızlığından beri talip olan Teyzeoğlu Memey´le evlenmeye razı lodu. Türkmen oymağından olan Memey Suriye´nin, Calabrus ilçesinin Türkiye sınırına yakın Kozbaş köyünde oturuyordu. Ezo 1936 yılının güzünde Uruş´tan Kozbaş´a gelin gitti. Bu evliliğide değişik töresine göre olmuş; onu alan Memey, bacısı Selvi´yi, Ezo´nun ağabeyi Zeynel Bozgedik´e vermişti. Öykünün Sonu Ezo´yla Memey´in iki kızları oldu. İlki fazla yaşamadan öldü. "Celile" adlı ikinci kızları halen sağdır ve Suriye´de yaşamaktadır. Ezo´nun ikinci kocasıyla geçimi yerindeydi. Ne var ki "gurbet" denilen bir ateş yüreğini yakıyordu da. Türk köylüsü "çalının ardı gurbet" der. Ezo da, Kozbaş´tan Türkiye´yi, Uruş´u görüyordu.Hatta ara sıra doğduğu köye gidip geliyordu ama, bunlar özlemini azaltmıyor, pekiştiriyor, dayanılmaz hale getiriyordu. Yakınları onun "Vara öleyim, tek yurdumda kalayım" dediğini anlatırlar. Ezo bir de "göreceksiniz bu gurbetlik beni öldürecek" der ve öldüğünde, hiç olmazsa Türkiye´yi görecek bir yere gömülmesini dilerdi. Dediği de oldu. Suriye´ye gidişinin yirminci yılında, 1956 güzünde Ezo yatağa düştü. Hastalığının ince hastalık (verem) olduğunu, herkes gibi kendisi de biliyordu. Ezo, kızı Celile´yi yatağının başından ayırmak istemiyordu. Ecelle kavil gününün gelip çattığını anlıyor, tek avuntuyu güzel kızı Celile´de buluyordu. Ve Ezo Gelin güz yağmurlarının düştüğü bir Cuma, yatsı vakti son soluğunu soludu. Eşi ve yakınları, casiyetini dikkate alarak, onu; arasıra tepesine çıkıp yaşlı gözlerle Türkiye´yi seyrettiği Bozhöyük´ün en yüksek noktasına gömdüler. "Mezarı oradadır şimdi-o kum ülkesinde…" EZOGELİN TÜRKÜSÜ Ezo gelin benim olsan seni vermem feleğe, Güzel yosmam başın için salma beni dileğe, Anası huridir de, kendi benzer meleğe Nenneyle de ah bahtı karam nenneyle, neneyle Çık Suriye dağlarına bizim ele eleyle, Gel bahtı karam gel sıladan ayrı yazılalım gel… Ezo Gelin çık Suriye dağlarının başına, Güneş vursun da kemerin kaşına kaşına, Bizi kınayanın bu ayrılık gelsin başına başına Nenneyle de ah bahtı karam nenneyle, neneyle Çık Suriye dağlarına bizim ele eleyle, Gel bahtı karam gel sıladan ayrı yazılalım gel… Yöre: Gaziantep Derleyen: Cemil Cahit Güzelbay | |||||||||
| SuskunLuĞum AsaLétimĐendir,Her LaFa VerEceK CEvaBım Var. Ama ßir LafA ßakArım Lafmı Điye, ßird£ SöyLeyene ßakaRım AĐam Mı Điye!... ![]() ![]() ![]() LÜTFEN..!! AÇTIGINIZ KONULARA (TAGS) EKLEYİNİZ. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] | ||||||||||
| | ![]() |
![]() | ![]() |
| SİTE SAHİBİ ![]() Giriş: Jan 2007
Mesaj: 16,883
Rep Gücü: 29434 Rep Puanı: 12528 Rep Seviyesi:
Ettiği Teşekkür: 195
299 Mesajına 401 Kere Teşekkür Edlidi
Level: 76 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Life: 2833 / 2833 | Tekirdağ'ın Kayı köyünden genç bir kız ve bu kızın bir sevgilisi vardır. Fakat kızın ailesi istemeye geldiklerinde kızlarını bu gence vermezler. Aynı köyden bir başka genç ile kızlarını evlendirmeye karar verirler. Düğün günü gelip çatar ve kına gecesi geline kına yakılır. Gelin bu evliliğe karşı olduğu için ertesi gün sabaha karşı herkes uykuda iken kendini denize atar. Halk arasında genç kızın arkasından sevgilisinin de kendisini öldürdüğü söylenmektedir. ARDA BOYLARINDA KIRMIZI ERİK Arda boylarında kırmızı erik Halime'nin ardında on yedi belik Ah anneciğim ah anneciğim yaktın ya beni Şu genç yaşta denizlere attın ya beni Alıverin feracemi anneciğim diksin O gıymatlı İsmail’ e kendisi gitsin Ah anneciğim ah anneciğim yaktın ya beni Şu genç yaşta denizlere attın ya beni Uy uyan Recebim senin olayım Ardalar aldı ya nerde bulayım Arda boylarına ben kendim gittim Dalgalar vurdukça can teslim ettim Ah anneciğim ah anneciğim yaktın ya beni Şu genç yaşta denizlere attın ya beni | |||||||||
| SuskunLuĞum AsaLétimĐendir,Her LaFa VerEceK CEvaBım Var. Ama ßir LafA ßakArım Lafmı Điye, ßird£ SöyLeyene ßakaRım AĐam Mı Điye!... ![]() ![]() ![]() LÜTFEN..!! AÇTIGINIZ KONULARA (TAGS) EKLEYİNİZ. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] | ||||||||||
| | ![]() |
![]() | ![]() |
| SİTE SAHİBİ ![]() Giriş: Jan 2007
Mesaj: 16,883
Rep Gücü: 29434 Rep Puanı: 12528 Rep Seviyesi:
Ettiği Teşekkür: 195
299 Mesajına 401 Kere Teşekkür Edlidi
Level: 76 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Life: 2833 / 2833 | Çıkarttın allan kara bağladın Yüreğimi aşk oduna dağladın Bir yar için on beş sene ağladın Ey Ferrahi gül dedim de, gülmedin. Gönlü yaralı bir ozan Ferrahi. Dediği gibi bir yar uğruna yanıp yakılmakla geçmiş ömrü. 1934 yılında Ceyhan'ın Kıvrık köyünde doğmuş. Asıl adı Mehmet Ali Metin. Saz vurmaya küçük yaşlarda başlamış. Çevrenin sevilen bir genci olmuş Söz erliği, yanında çalıştığı ağanın kızına sevdalanmasıyla başlıyor. Ağa önceleri kızım Ferrahi'ye vermeye razı oluyor ama sonraları çevrenin dedikodularının etkisiyle bundan cayıyor. Türkülerinden de anlaşıldığı gibi ağa kızının adı Emine'dir. İki gönlün bir olması engellenince, alır başını çıkar sıladan. Başlar gurbet ellerde sazıyla çile doldurmaya. Bundan sonra Ferrahi'nin öyküsü daha da yanıktır. Otuz yaşlarındayken bir Aşık için en önemli şeyini, sesini kaybeder. Sazıyla kalır bir başına. Bir ara evlenir ve bir kızı olur. Adını Emine koyar. Küçük Emine beş yaşından sonra babasının sesi, soluğu olur. Baba çalar, küçük Emine söyler. 1960 doğumlu olan Emine'nin söyledikleri yalnızca babasının türküleri değildir. Daha o zamandan dağarında yüz elli türkü vardır. Böylece baba-kız geçim derdini birlikte yüklenir, birlikte paylaşırlar. Yurdumuzun çeşitli yörelerinde yapılan Aşıklar Bayramları'na katılırlar. Şimdi 1967 yılında Konya'da yapılan Aşıklar Bayramında Mihri Hatun ödülünü kazandıran türküsünün sözlerini sunuyoruz. Ela gözlü nazlı yari Görem dedim göremedim Boş kalmıştır kavil yeri Varam dedim varamadım. Gönlümün gülü nerede Engeller durmaz arada Emine'yle ben murada Erem dedim, eremedim. Şeker kaymak tatlı dili Kınalamış nazik eli Koynundaki gonca gülü Derem dedim, deremedim. Şahinim yok çıkam ava Ne yaptımsa aldım hava Kuşlar gibi ben bir yuva Kuram dedim kuramadım. Gel derdini bana anlat Ben kimlere edem minnet Dediler ki, bağın cennet Girem dedim, giremedim. Mehmet Ali asıl adım Ferrahi'yi pirle kodum Gurbet elden dönem dedim Duram dedim, duramadım... Kubbede kalan bir hoş seda diye boşuna dememişler. İşte Ferrahi'yi artık yaşatanlar da radyolarımız Halk Türküleri dağarında bulunan bu türküler oluyor. Çünkü Ferrahi'nin dolmak bilmeyen çilesi 1969 yılının 26 Nisan günü aramızdan ayrılmasıyla tükendi. Usta aşık ardında bir bir çok koşma, güzelleme gibi türküler bırakarak göçüp gitti. Son senelerinde iki Aşıklar Bayramı'na katılmıştı. Her ikisinde de kızı Emine'yle birlikte birincilik ödülü aldı. 1967 Yılında Konya'da türkü ödülünü, ertesi yıl da yine Konya'da Köroğlu ödülünü aldılar. Ferrahi'nin öyküsünü çok sevilen bir türküsünün şiiriyle erdiriyoruz. Ah neyleyim gönül senin elinden Her zaman ağlarım gülemem gayrı Ben bıktım usandım elin dilinden Terk ettim sılayı dönemem gayrı. Gönül ben sırrına eremedim ki Gonca, gonca güller deremedim ki Kaybeyledim (aneyledim) dostu göremedim ki Aylar yıllar geçse göremem gayrı. Ey Ferrahi, yandım yar ateşine Neler gelir gariplerin başına Ağla***** geline mezar taşıma Uyanıp da sana gülemem gayrı. | |||||||||
| SuskunLuĞum AsaLétimĐendir,Her LaFa VerEceK CEvaBım Var. Ama ßir LafA ßakArım Lafmı Điye, ßird£ SöyLeyene ßakaRım AĐam Mı Điye!... ![]() ![]() ![]() LÜTFEN..!! AÇTIGINIZ KONULARA (TAGS) EKLEYİNİZ. [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayınız...] | ||||||||||
| | ![]() |
![]() | ![]() |
![]() |
![]() | Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | ![]() |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
| | |||||
![]() |
Benzer Konular | ![]() |
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıtlar | Son Mesaj |
| Cinsellik hikayeleri paylaşımda | Xenophobia | Yaşam Haberleri | 0 | 09-06-2008 09:14 |
| Inat Hikayeleri - DVDrip | TürkYıldız | Yerli Filmler | 0 | 25-11-2007 03:55 |